İmam Buhârî'yi ziyaret

Tam adıyla Ebû Abdullah Muhammed bin İsmail el-Buhârî... Hadis ilmine yakın ve yatkın ilim ehli bir zat ile dindar bir annenin oğlu olarak, 20 Temmuz 810 Cuma günü Buhârâ-i Şerîf'te dünyaya geliş... Henüz on yaşını bile tamam-lamadan, Buhara'daki önemli hadis hocalarının yanında tedris... On altı yaşında annesi ve kardeşiyle birlikte çıktığı hac yolculuğunun sonunda Mekke-i Mükerreme'de kalış ve Hicaz, Şam, Humus, Belh, Kûfe, Kâhire, Nişâbûr, Merv gibi dönemin ilim merkezlerindeki muhaddislerden tahsil... Kendi ifadesiyle 1080 muhaddisten okuma... Bu şekilde topladığı ve kaydettiği binlerce hadisi, aynı zamanda ezberleyiş... Bağdat uleması huzurunda verdiği çetin imtihan ve hafızasının gücünü ispatlayış... Nihayet çok büyük şöhrete sahip bir muhaddis olarak memleketi Buhara'ya yeniden döndüğünde, bu defa hakkında başlatılan karalama kampanyaları... Dönemin din ve İslâm algısına uymayan sahih hadis rivayetleri sebebiyle dışlanış... "Ehl-i Sünnet" olmadığı yönünde iftiralar... Siyaset adamlarının taleplerine boyun eğmediği için, doğduğu ve yetiştiği Buhara'dan sürgün ediliş... Sonunda, Semerkand'ın kuzeyindeki Hartenk kasabasında akrabalarının yanına sığınış... Ve 1 Eylül 870 günü, Ramazan bayramının gecesi oracıkta vefat...

Geçtiğimiz cuma günü -1 Mayıs 2026-, İmam Buhârî'nin şimdi artık devasa bir külliyeye dönüşmüş bulunan türbesini ziyaret ederken, aklımdan onun sıra dışı ve -tarihteki pek çok gerçek ilim adamının tecrübe ettiği üzere- trajik hatıralarla örülü hayat hikâyesi geçiyordu. Kısaca "Sahîh-i Buhârî" olarak bildiğimiz meşhur hadis mecmuasının Müslümanlar nezdinde gördüğü hüsn-ü kabul ve yaygın teveccüh sebebiyle, İslâm dünyasının en çok okunan eserlerinden birinin müellifi olan Buhârî, özellikle ibadet hayatımıza dair Hz. Peygamber'den aktardığı sahih rivayetler yoluyla, günlük dinî pratiklerimizin şekillenmesinde de adeta bir başrol oyuncusu.

İmam Buhârî'nin Özbekistan'ın kurucu Devlet Başkanı İslam Kerimov döneminde inşa edilen görkemli türbesi, son birkaç yıldır geniş bir restorasyon ve genişletme faaliyetlerine sahne oluyordu. Özbekistan Devlet Başkanı Şevket Mirziyoyev'in emriyle, türbenin çevresine çok büyük bir cami, külliye, konferans ve kültür merkezleriyle ziyaretçiler için mükemmel hizmetler sunan tesisler eklendi. Yıllardır şantiye halinde gördüğümüz mekân, artık dünyanın her yerinden ziyaretçilerin gece-gündüz akın ettiği bir çekim merkezine dönüşmüştü.

Külliyenin cümle kapısından içeri adım atarken, mırıldanmadan edemedim:

"Rahmet olsun sana ey İmam Buhârî. Kendi döneminde dışlandın, taşlandın, sürgün edildin. Gurbette bir garip olarak vefat ettin. Bugün adını göklere çıkaran bazıları, belki senin döneminde yaşasalardı o linç cephesine katılacaklardı. Ve şimdi, tarih sana muhteşem bir iade-i itibar yaptı. Sana dünyayı dar edenler unutulup gitti, ama sen semâmızda bir yıldız gibi parlıyorsun."