Yaklaşık 3 yıl önce, 2023'ün nisan ayında, bir iftar vakti tutuklanan Tunus Nahda Hareketi lideri Râşid Gannûşî (84), ömür boyu hapse ve ilaveten 30 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Siyasî yaşamı boyunca 1987'de, 1992'de ve 1998'de müebbet hapse mahkûm edilen Gannûşî, böylece dördüncü kez müebbet hapis cezası almış oldu. Gannûşî'nin ve liderlik ettiği Nahda Hareketi'nin serencâmı, Mısır'da Cemal Abdunnâsır döneminde Müslüman Kardeşler Teşkilâtı'nın (kısaca İhvân) yaşadıklarına birebir benziyor. Ancak Gannûşî hakkında açılan davalarda, Mısır örneğinden daha absürt detaylar mevcut.
Önce, bugünlere nasıl gelindiğini hatırlayalım:
Arap Baharı'nın doğum yeri ve başlangıç noktası olan Tunus'ta, ülkeyi 1987'den beri bilfiil yönetmekte olan Zeynelâbidin Bin Ali, protesto gösterilerinin yoğunlaşmasıyla 2011'in ocak ayında siyasî mülteci sıfatıyla Suudi Arabistan'a gitmişti. Tunus'ta yaşanan bu ani değişim, on yıllardır Londra'da sürgünde yaşayan Nahda lideri Râşid Gannûşî'nin vatanına dönüşünü sağlamış, sonrasında yapılan ilk seçimde de -beklendiği üzere- Nahda Hareketi iktidarı göğüslemişti. Gannûşî hem 1980'lerin başından itibaren verdiği siyasî mücadeleyle hem de kaleme aldığı eserlerle, Tunusluların yaygın biçimde benimsediği bir figürdü.
Nahda iktidarının ilk dönemi, Arap Baharı'nın İslâm coğrafyasında meydana getirdiği değişim ve dönüşüm rüzgârlarına paralel olarak, Tunus'ta birçok şeyin müspet yönde değişeceği şeklinde bir beklenti doğurdu. Ancak kurucu lider Habib Burgiba ve ardından gelen Bin Ali'nin demir yumruk iktidarlarının oluşturduğu kemik yapı, hâlâ güçlü biçimde Tunus devlet katmanlarında mevcuttu. 2013'e gelindiğinde, Mısır'da Müslüman Kardeşler Teşkilâtı'na düzenlenen askerî darbe, Râşid Gannûşî için iktidardan çekilme noktasında bir uyarı ateşine dönüştü. Eş zamanlı olarak, Tunus'ta meydana gelen bombalı saldırılar ve ülke siyasetinin bazı önemli isimlerine yönelik suikastlar, Nahda açısından alarm zillerinin çalmaya başladığını gösteriyordu.
Resmî hiçbir görev almasa da perde arkasındaki ana aktör olan Râşid Gannûşî, 2014'te ülkeyi hızlıca seçime götürdü. Nahda Hareketi, yapılan seçimlerden ikinci parti olarak çıktı. O dönemde cumhurbaşkanlığına da, Burgiba devrinin güçlü ve sembol isimlerinden Becî Kâid es-Sebsî seçildi. Gannûşî, açık bir şekilde, hem kendisinin hem de Nahda'nın Tunus'ta iktidar üzerinde tekel oluşturmak niyetinde olmadığını dünyaya göstermiş oluyordu. Dahası, 2016'da yapılan parti kongresinde, Gannûşî, "Müslüman demokrat" olduklarını dünyaya ilân ederek, "Siyasal İslâm" kılıfı altında İslâmî hareketlerin tamamına açılan savaştan kendi partisini kurtarmak da istedi.
2019'da, kamuoyunda yaygın biçimde tanınmayan bir anayasa hukuku profesörü, Kays Saîd, Râşid Gannûşî ve arkadaşlarının yoğun desteğiyle ve yüzde 72 oy oranıyla cumhurbaşkanı seçildi. Gannûşî, Saîd'in "hukukçu" kimliğine güveniyor ve ülkenin yönetimi için kendisinin en ideal aday olduğunu savunuyordu. (Bu süreç, Türkiye'de Ahmet Necdet Sezer'in cumhurbaşkanı seçilmesi süreciyle neredeyse tamamen aynıydı.)

14