Derinliğin peşinde

Bir hac ibadeti daha selametle ve sorunsuz biçimde tamamlandı. Sorunsuzluğa bilhassa vurgu yapıyorum, çünkü -meseleye ilgi duyanlar bilecektir- hac ibadetinin son 50 yıllık tarihi birbirinden acı hadiselerle doludur. İzdihamlar, yangınlar, trafik kazaları derken, binlerce Müslüman sırf organizasyon bozukluğu ve kitle hareketlerini yönetmedeki acemilikler sebebiyle Harem hudutları içinde hayatını kaybetti. Öyle ki, bazı vakalarda gerçek ölü sayısı bile açıklanmadı; rakamlar sadece muhatap ülkelere bildirildi.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın 2017'den itibaren Suudi Arabistan'da fiilî olarak yönetimi ele almasıyla birlikte, hac ve umre ibadetlerinin tatbikatına gözle görülür bir intizam getirildi. Öncelikle kaçak yollarla hac yapmak imkânsızlaştırıldı, yaptırımlar astronomik seviyelere çıkarıldı. Güvenlik tedbirleri sıkılaştırıldı, sınır kapılarında otomasyona geçildi, uzun beklemelere yol açan keyfîlikler ortadan kaldırıldı. Açıklanan 2030 Vizyonu projesinde hac ve umre ibadetlerinden elde edilecek gelirlere önemli kalemler ayrıldığı için, mümkün olduğunca fazla insanın Mekke ve Medine'yi ziyareti hedeflendi. Bu çerçevede, devasa otel inşaatlarına girişildi, Mekke'deki genişletme projeleri hızlandırıldı, online vize uygulamasına geçildi, bireysel umre kolaylaştırıldı, Mekke ve Medine'nin her yeri ziyarete ve turizme açıldı, her taraf turistik tesislerle donatıldı. Daha önceki dönemlerde dinî gerekçelerle ayak basılmasına dahi müsaade edilmeyen mekânlar, şimdi Suudi Arabistan Turizm Bakanlığı'nın reklam filmlerinin başlıca tanıtım malzemesine dönüşmüş durumda...

Gittikçe artan ve artmaya devam edeceği anlaşılan talebi karşılamak üzere, Suudi Arabistan uleması da devrede. Mesela şu söylem, birçok üst düzey ilim adamı ve halk üzerinde etkili şahsiyet tarafından dillendirilmeye başladı: Mekke'nin tamamı haremdir; Harem, sadece Mescid-i Haram demek değildir. Bu çerçevede, Kâbe'ye uzak bile olsalar, otellerin mescitlerinde kılınan namazın Mescid-i Haram'da kılınan namaza denk olacağı dile getiriliyor. Bu dikkat çekici ve tartışmalı tanımlamaların, Mekke'nin merkezindeki izdihamı ve yoğunlaşmayı azaltmaya yönelik olduğu gayet açık.

Ulaşım, konaklama, konfor gibi kalemlerde imkânlar ve seçenekler çoğaldıkça, hac ve umre ibadetlerine rağbet de katlanacak. Hatta belki sosyal medyayı bile bir tür teşvik unsuru olarak sayabiliriz. Bizler ucundan yaşamaya başladık, bizden sonrakiler tamamen keyif ve konfor odaklı, sürekli çok kalabalık Mekke ve Medine ziyaretleriyle tanışmış olacaklar. Bundan sonra Harameyn'e vazifeyi yerine getirmek için gidilecek, sükûnet ve iç huzuru için ise eskisine göre çok daha fazla gayret sarf etmek gerekecek. Zannediyorum, bu söylediğimi 1990'lardan günümüze yolu oralara düşenler ve böylece yaşanan dönüşümü yerinde gözlemleme imkânına sahip olanlar çok daha iyi anlayacaktır.