"Çalışmayan haindir!"

Ramazan insana ne öğretir Herhalde bu soruya herkes kendi öncelik ve hassasiyetlerine göre ayrı ayrı cevaplar verecektir: "Nefsimle nasıl mücadele edeceğimi…", "Vaktimi verimli biçimde kullanmayı…", "Kardeş olmanın güzelliğini…", "İbadetin huzurunu ve keyfini…", "Aileyle bir araya gelmenin tadını…", "Yardımlaşma ve infakın ruha verdiği şifayı…" Tüm bu cevapların hepsi aynı anda doğru ve yerindedir.

Yıllardır Ramazan'ı gözlerden uzak, kendi başıma ve vaktimin tamamını ailemle çok yakın dostlarıma ayırarak geçirmeye çalışıyorum. Mecburen katılmak durumunda olduğum bir-iki program hariç, neredeyse tamamen inzivadayım, diyebilirim. İftar ve sahur davetlerini "On bir ay boyunca zaten sürekli koşturma halindeyim, bir ay bana müsaade" diyerek geri çeviriyorum. Hamd olsun, sair zamanlardaki yoğunluklarımı bilenler bu duruma anlayış gösteriyor. Yaş ilerledikçe, hayatını tanzim noktasında insanın eli de genişliyor.

Kendi kendimle daha yoğun biçimde baş başa kaldığım bir zaman dilimi Ramazan, benim için. Hal böyle olunca, "Ramazan insana ne öğretir" sorusunun bendeki cevabı şu: "Rutinin ve sükûnetin tadını…" Sakinlik ve geniş vakitler, okuma ve yazma konusunda fazladan fırsatları beraberinde getiriyor tabii ki. Hatta bu sayede, şimdiye kadar birçok kitabımı Ramazan içinde tamamlayabildim. Keza bu Ramazan da elimin altında birkaç proje birden var.

Esas çalışma saham İslâm coğrafyası olduğundan, Ramazan, aynı zamanda Müslümanların genel ahvâli üzerine düşünme, daha derin okumalar ve uzaktan / dışarıdan seyirler için en uygun zaman dilimi haline geliyor. Bir yandan coğrafyamızın farklı noktalarında Ramazan'ın nasıl yaşandığını izlerken, diğer yandan Müslüman dünyanın içinde bulunduğu genel duruma dair değerlendirmeler yapmak mümkün oluyor.

Bu Ramazan, diğerlerinden farklı olarak, Kaşgar aklımdan hiç çıkmıyor. Cemaatle namazın, teravihin, teheccüdün, orucun, başörtüsünün ve sakalın yasak olduğu Kaşgar… İslâm dünyasında Kudüs'le veya Şam'la ikiz kardeş ilân edilebilecek derecede derin ve çok boyutlu bir şehir iken, bugün ayaklarına prangalar vurulmuş esir bir beldeye dönüşen Kaşgar… Tam merkezindeki İydgâh Camii müzeye dönüştürülen, sokaklarında ezan ve Kur'ân sesleri eksilen, güvercinleri bile artık mahzun ve aheste kanat çırpan Kaşgar… Muhammed Yakub Bey'lerin, Abdulkâdir Dâmolla'ların, Sâbit Dâmolla'ların şehri, vaktiyle surlarında Osmanlı bayrakları dalgalanan Kaşgar…

Filistin'in içinde bulunduğu durumu, Gazze'deki yıkımı, Kudüs'ün esaretini, Arakanlı Müslümanların burukluğunu, Sudan'da iç savaşın gölgesinde oruç tutan garipleri ve dünyanın bilmem neresindeki mahrum ve mazlumları düşünüyorum sonra. Lübnanlı bir dostumun yıllar evvel bana söylediği "Siz Türkiye'de yaşayan Müslümanlar, tepenize bomba yağmasından korkmadan bir salon toplantısını emniyet içinde yapabilmenin bile ne büyük nimet olduğunu asla anlayamazsınız!" cümlesi kulaklarımda çınlıyor.