Avrupa'daki gençlerimize dair...

Avrupa'da yetişen Müslüman gençler, memleket nostalji yerine yerli olmayı seçiyor—ama bu 'bizim' gençler midir yoksa sadece başlık bizden olanlar mı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Avrupa'daki Müslüman gençlerin eğitimli, dünyaya açık ve İslam'ı yerelleştiren nesil olduğunu söylerken, aynı zamanda 'adı-soyadı bizden' ama ajandası başka olanları 'gerçek bizimkiler'den ayırır. Bu ayırım yapma ihtiyacı, kimlik ve aidiyet tanımlamasındaki çatışmayı gölgeliyor—yazar neden bazılarını 'bizim' çocuklarımızdan dışlama gereği hissetti?

Geçtiğimiz hafta sonu konferanslar ve buluşmalar için Viyana ve Münih'teydim. İlk önce, cumartesi akşamı Viyana'da sevgili kardeşim Duran Serttaş'ın ev sahipliğiyle, Avusturya Türk İslâm Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Birliği'nin (ATİB) genel merkezindeki konferans salonunda, iki oturum halinde Kudüs ve Kaşgar'ı konuştuk. Birinci oturumda "Kudüs bizim neyimiz olur" sorusuyla başladık, "Kudüs konusunda bugün bizi bekleyen vazifeler neler" sorusuna doğru bir ufuk turu yaptık. İkinci oturumda da Doğu Türkistan meselesinin dününe, bugününe ve yarınına odaklanırken, Kudüs-Kaşgar hattını sımsıkı biçimde tesis etmenin önemini bir kez daha hatırladık. Pazar akşamı ise Münih'te İslâm Toplumu Millî Görüş (IGMG) Güney Bavyera Bölgesi'nin misafiriydim. Münih Moosach Camii'nin konferans salonunda, IGMG Güney Bavyera Gençlik Başkanı sevgili kardeşim Numan Karaardıç'ın ev sahipliğiyle, bu defa sadece Kudüs'ü konuştuk. Çok dikkatli ve ilgili bir dinleyici kitlesiyle, Kudüs meselemizi derinlemesine ele aldık, sorumluluklarımızı ve vazifelerimizi hatırladık.

Hem kendi seyahatlerim vesilesiyle hem de orada yaşayan dostlarımızla sıkı iletişimimiz sayesinde, Avrupa'da yetişmekte olan gençlerimizi yakından gözlemleme şansım oluyor. Burada kastettiğim, elbette "gurbetçi" ailelerin yeni nesil çocukları ve gençleri. Bu konu, her Avrupa seyahatimde sıkça gündeme geldiği için, -yüz yüze hasbihallerde muhataplarıma da ilettiğim- bazı izlenimlerimi paylaşmak istiyorum:

* Evvela, gençlerimizin kendilerini çok iyi yetiştirdiğini, birden fazla yabancı dilde mükemmel düzeyde iletişim kurabildiklerini, seçkin okullarda okuyanların sayısının arttığını gözlemliyorum. Kuru birer diplomadan söz etmiyorum, çevresinde gündem oluşturma kabiliyetine sahip, kaliteli ve kalifiye şahsiyetler hepsi.

* Dünyayı adımlayan, "İslâm coğrafyası" mefkûresini derinlemesine kavramış, İslâm medeniyetinin anıt şehirlerini görüp anlamaya ve oradan bir irfan devşirmeye odaklanmış gençlerimiz çoğalıyor. Sıradan bir sohbette Fas'tan Endonezya'ya, birçok ülkeden hatıralar konuşmaları süslüyor.

* Önceki nesillerde baskın biçimde görülen "Emekli olup memleketime ve köyüme döneceğim" şeklindeki o meşhur daüssıla duygusu, gençlerimizde yerini "Artık buralıyız. İslâm'ı ve Müslümanlığı bu toplum içinde temsil edeceğiz. Kendimizi buna göre hazırlamalıyız" düşüncesine bırakmaya başlamış. Anavatan Türkiye'yle kurulan ilişki de, vazife odaklı, ayakları yere basan, mantıklı ve makul bir seviyeye evrilmiş.

* Bununla bağlantılı olarak, yaşadığı ülkede siyasete soyunan, sosyal sorumluluk projelerine girişen, bürokraside yer alan -ve hatta yükselen- gençlerimiz hiç de az değil. Bu meyanda "gençlerimiz" kelimesinin altını kalın bir şekilde çiziyorum ve kelimenin her anlamıyla "bizim" çocuklarımızdan söz ediyorum. Yoksa, adı-soyadı "bizden" gibi görünen, ama hizmet ettiği ideolojik, siyasî veya mezhebî ajandalar sebebiyle Türkiye karşıtı cephenin sadık birer askeri olmayı içine sindirebilen nice isim var. Konumuz onlar değil.