O an, dün gibi aklımda: 23 Mayıs 2017 Salı günü, Türkiye Diyanet Vakfı'nın Cağaloğlu'ndaki kitabevinde sakin sakin rafları karıştırıyordum. Telefonuma gelen bir bildirimle kitaplardan başımı kaldırdım. Ekranda "Yeni Şafak gazetesi köşe yazarı Âkif Emre, geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etti" yazısı belirdi. Dondum kaldım. Daha birkaç gün evvel telefonlaşmıştık Âkif Emre Ağabey'le. Henüz temellerini yeni attığı ve büyük umutlar beslediği "Haberiyat" adlı dijital platformda birlikte bir şeyler yapmak istiyordu. "Bugünlerde biraz gribim, inşallah haberleşelim" demişti son görüşmemizde. Ne var ki, ecel randevuları bizzat düzenliyor ve hep onun dediği oluyordu.
Ta lise yıllarımdan itibaren gıyaben tanıdığım ve kitaplarını okuduğum Âkif Emre Ağabey'le yüz yüze tanışmamız 2011 yılına rastlar. O dönem çalıştığım medya kuruluşuyla, kendisinin yayın yönetmenliğini sürdürdüğü "Dünya Bülteni" adlı dijital platformun ofisinin bulunduğu bina Balmumcu'da komşuydu. Cuma namazlarını o da benim gibi yakınlardaki Hoca Hayri Camii'nde kılardı. Camide rastlaştığımızda mutlaka sohbet eder, hatta bazen sohbeti onun ofisinde sürdürürdük. Bir cuma namazı çıkışında, kulağıma eğilip "Yahu kılmasak olmuyor, kılsak bir şeye benzemiyor!" deyişini gülümseyerek hatırlarım. Gündemle tamamen alakasız bir hutbe vardı o gün, üstelik imam efendi de metni kaşını-gözünü yararak okumuştu.
Arap Baharı patlak verdiğinde, Âkif Emre Ağabey'le irtibatımız da sıklaştı. 2012'de bir gün, Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara Hoca ile beni, bilhassa Suriye'de yaşanan gelişmeleri yorumlamamız için bir araya getirdi. Bugün geriye doğru dönüp baktığımda, bana verdiği kıymet karşısında hem mahcubiyet duyuyorum hem de gençlerin kendilerini yetiştirmesi için ne kadar samimi çabalar gösterdiğini yeniden hatırlıyorum. Evet, herhalde Âkif Emre Ağabey'in en baskın yönlerinden biriydi bu: Gençleri teşvik etmek, onlara yol ve kanal açmak, yeni isimlerin ve imzaların görünür duruma gelmesini sağlamak... Dünya Bülteni'nde içerik yayınlatmak üzere etrafımdaki gençlerden kimi kendisine yönlendirsem, o metinler en hızlı şekilde ve en güzel biçimde yer bulurdu.
Keşfettiğim yeni bir fotoğraf, bir video, bir bilgi detayı, Âkif Emre Ağabey tarafından coşkuyla hüsnükabul görürdü. Merhum Muhammed Esed'le vefatından hemen önce yapılan iki bölümlük uzun röportajı kendisine ulaştırdığımda, Dünya Bülteni'nde yer vermiş, kendisini de şahsen paylaşmıştı. Bu yüzden, Muhammed Esed bana bugün hep Âkif Emre Ağabey'i hatırlatır. Esed de muhtemelen Âkif Ağabey için, Arabistan'dan Pakistan'a, oradan da Endülüs'e uzanan bir meşale anlamına geliyordu.

10