Ahlâk sizde ne gezer

Ortodoks Hristiyan İlyas-Nevâl Terzî çifti, Siyonist terör örgütleri tarafından bölgeden sürgün edildikleri 1948 yılına kadar, Akdeniz kıyısındaki şirin ve bereketli Filistin şehri Yafa'da yaşıyordu. Sonra, kendileri gibi on binlerce mülteciyle beraber Gazze'deki bir kampa yerleştirildiler. Kamplar zamanla kasabalara dönüştü, Terzîler de yine Akdeniz kıyısındaki bu derme-çatma gecekondu kasabalarda yaşamaya alıştılar. Diğer bütün Filistinli mülteciler gibi.

İlyas ve Nevâl'in dört çocuğu oldu: Kemâl, Hıdır (Hader), Evelin ve Randa. Hayatları, diğer Filistinlilerden ayırt edilemeyecek bir sadelikte, usulca akıp gidiyordu. Ta ki 8 Şubat 1988 günü yaşananlara kadar...

Birinci İntifada'nın başlangıcından hemen sonra, Filistin'in her yeri gibi Gazze de diken üstündeydi. Sokaklarda işgal askerleri ve tankları devriye geziyor, Filistinli gençlerle işgalciler arasında çatışmalar yaşanıyordu. Terzî ailesinin 19 yaşındaki küçük oğlu Hıdır, o gün bisikletine binmiş bakkal alışverişine giderken, Hayyu'z-Zeytûn semtinde bir çatışmanın tam ortasında kaldı. Birkaç dakika içinde, canını kurtarmak için pedalına asılan Hıdır'la, peşine düşen İsrail askerleri arasında bir kovalamaca başladı. Hıdır, yaşlı bir kadının evine sığınınca, dört asker de arkasından içeri daldı. Genç adam, ev sahibi kadıncağızın engelleme çabalarına rağmen, işgalci askerler tarafından feci şekilde dövüldü, sonra da yerde sürüklenerek dışarıda bekleyen bir cipin ön tarafına bağlandı. Bu sırada ağzından ve burnundan kan boşanıyordu.

Hıdır Terzî, Gazze'de işgale karşı protesto eylemlerine katılan Filistinli gençlerin tutulduğu "Ensar-II" adlı kampa götürüldüğünde ölmek üzereydi. Nitekim kampın doktoru, sırf bu nedenle müdahalede bulunmaya gerek görmemişti. Yanındaki diğer Filistinliler tedavisi için ısrarcı olunca, Hıdır, bir askerî araçla Beerşeva'daki bir İsrail hastanesine nakledildi. Ancak fazla yaşamadı. Bu sırada anne-baba ve kardeşleri kendisini arıyor, bütün karakol ve hastaneleri tarıyordu. Tutuklanmasının üzerinden 24 saatten fazla bir zaman geçmişken, Hıdır'ın cenazesi nihayet ailesine teslim edildi. Mosmor bir vücut, kırık bir kafatası, parçalanmış kaburgalar... Ve gözleri başta olmak üzere, pek çok eksik organla...

Ortaya çıkan manzaranın korkunçluğu, ailenin Hristiyan olması ve konunun Kızılhaç'a intikali sebebiyle, İsrail ordu yönetimi bazı askerleri gözaltına aldı. Ancak sonrasında "suçları tespit edilemediğinden" hepsini beraat ettirip serbest bıraktı. Sayısız benzer vakada olduğu ve olacağı üzere...

Hıdır Terzî'nin başına gelenler, Siyonist işgalcilerin yaklaşık bir asırdır Filistinli sivillere yaptığı muamelenin tek başına özetiydi. Hıdır'ın trajik öyküsü çok sayıda resmî rapora, hikâyeye, belgesele konu oldu. Kendi halinde, sessiz-sakin bir Hristiyan genç, maruz kaldıklarıyla hem Siyonist barbarlığı ifşa etti hem de Ortadoğu yakın tarihindeki yerini aldı.