Filistin direnişi, emperyalist güçlerin silah gücüne karşı direniş sergilediği gibi tarihte eşine az rastlanır ahlaksız düşman tipolojisine karşı da mücadele etmek zorunda kalıyor. 2024 yılında patlak veren Sde Teiman askeri üssündeki skandallar, soykırım ordusunun tutuklulara yönelik tutumunun karanlık yüzünü bir kez daha gösterdi. İşgalci İsrail askeri polisi, bir Filistinli tutukluya toplu şekilde cinsel saldırıda bulunmak suçlamasıyla bir grup askeri ve bir teğmeni gözaltına aldı. Ancak bu askerlerin isimleri, İsrail askeri sansürü ve mahkeme kararlarıyla gizli tutuldu. Buna rağmen, zanlıların serbest bırakılması için askeri üsse baskın düzenleyen aşırı sağcı, faşist, siyonist gruplar, suçun toplumsallaşmış boyutunu gözler önüne serdi. Tecavüzcü askerlerden gurur duyan, Siyonizm'in çukurunun dibini sıyıran aşağılık bir halkla karşı karşıya olduğumuzu bu sayede net biçimde görmüş olduk. Bu bağlamda 2016'dan bu yana Tuğgeneral rütbesiyle İsrail ordusunda hahambaşı olarak görevine devam Haham Eyal Karim'in "Savaşta düşman kadınlarına tecavüz edilmesinin dinen uygun olup olmadığına" yönelik bir soruya karşılık, "İsrail askerlerinin Yahudi olmayan kadınlara tecavüz edebileceği" fetvasını vermiş olmasını hatırlamakta fayda var. Böylesine kirli bir ordu olan İsrail'in askeri unsurları sadece kadınlara değil erkeklere de tecavüz etmekte beis görmüyor. Filistinli cerrah ve ortopedi profesörü Adnan el-Burş, İsrail tarafından gözaltında kaldığı ve öldürüldüğü sürece kadar sistematik tecavüze uğraması da bunu kanıtlıyor. Yaşanan bu korkunç işkenceyi görünce, "Saygın bir bilim adamı olan Adnan el-Burş'a bunu reva gören soykırımcı zihniyet, sivil halka ve dahi direniş unsurlarına kim bilir ne zulümleri uygulamıştır" demekten kendini alamıyor insan.
Batı Şeria'da ve Gazze'de yaşanan cinayetlerin normalleşmesini başlatan olay "Elor Azaria Vakası" idi. İşgalci İsrail ordusunda çavuş olarak görev yapan Elor Azaria, 2016 yılında El-Halil'de, kelepçelenmiş biçimde ve yaralı halde yerde yatan Filistinli Abdülfettah eş-Şerif'i, kafasına ateş ederek öldürürken kameralara yakalanmıştı. Azaria, askeri mahkemede yargılandı ancak aldığı komik ceza (18 ay hapis, daha sonra indirildi) ve dönemin siyasetçilerinden gördüğü kahraman desteği, ordudaki "öldürme serbestisinin" en açık kanıtı oldu. Sonrası çorap söküğü gibi geldi. Geçtiğimiz günlerde soykırımcı İsrail ordusunun işgal altındaki Batı Şeria'daki en üst düzey ismi Tümgeneral Avi Bluth, son 3 yılda 1500 Filistinliyi öldürdüklerini belirterek, "Araplar şunu anlıyor, 'Biri seni öldürmeye gelirse, sen onu önce öldür' kuralı Orta Doğu'nun normudur. Bu yüzden 1967'den beri hiç öldürmediğimiz kadar çok (Filistinli) öldürüyoruz." dedi. Hiç öldürmedikleri kadar Filistinli öldürdüler. Bu cümleyi kurdular ve hiçbir şey yapamadık!
Soykırımcı Tümgeneral Bluth, işgal altındaki Batı Şeria'da yer alan Utanç Duvarı'nda sınırı geçmeye çalışırken vurulan Filistinlilere gönderme yaparak, "Filistin köylerinde sınırı geçmeye teşebbüs etmiş olanlardan kalma pek çok 'topal anıt' var, yani ödenen bir bedel var." Cümlesini kurdu. Bluth, "topal anıt" benzetmesiyle, Ayrım Duvarı'ndan geçmeye çalışırken dizinden veya bacağından vurularak sakat bırakılan Filistinlilerin, "canlı ibret vesikası" olarak Batı Şeria sokaklarında sakat olarak gezdiğini ifade ediyordu. Dizlerinden bile isteye vurulan, hayatlarını engelli olarak sürdüren Filistinli kardeşlerimiz, işte bu pervasızlığın kurbanı oldular. Aynı soykırımcı komutan, Batı Şeria'da işgalci araçlarına taş atan Filistinliler sorulduğunda, "2025 yılında yollarda taş atan 42 (Filistinliyi) kişiyi öldürdük." derken o kadar rahattı ki! Tüm bunların üzerine soykırımcı, katil Buth, Filistinlileri tutuklama işlemi sırasında dizinden veya diz altından vurma yetkisi verdiğini de itiraf etti. Gazze'de soykırım sürerken batı Şeria'da 4 binden fazla Filistinli idari gözaltı bahanesiyle sebepsiz tutuklanıp benzersiz işkencelerden geçirildi.

25