Yazar, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Netanyahu ve Gallant hakkında çıkardığı tutuklama emrini adaletin zaferi olarak sunuyor ve karar veren Yargıç Nicolas Guillou'yu hukuk sisteminin savunucusu olarak idealize ediyor. Bunu ABD ve İsrail tarafından Guillou'ya uygulanan ekonomik baskıyla (kredi kartı engeli, platform boykotları) karşılaştırarak, hukuk devletinin gerçekten tarafsız mı, yoksa güç dinamiklerine teslim mi olduğunu sorgulamaktadır.
21 Kasım 2024 günü adalet için hukuk için ezilenler ve zulmedenler için oldukça sembolik bir gün olarak tarihe geçti. 21 Kasım 2024'te savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar soruşturmasının ardından Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), en az 8 Ekim 2023 ile en az 20 Mayıs 2024 tarihleri arasında (savcılığın tutuklama emri başvurularını yaptığı gün) insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları işledikleri gerekçesiyle Benjamin Netanyahu ve Yoav Gallant adlı iki kişi hakkında tutuklama emri çıkardı.
Süreç 2015 yılının ilk günü başlamıştı. 1 Ocak 2015'te Filistin Devleti, Roma Statüsü'nün 12(3) maddesi uyarınca, 13 Haziran 2014'ten beri Mahkemenin yargı yetkisini kabul eden bir bildirimde bulundu. 2 Ocak 2015'te Filistin Devleti, katılım belgesini BM Genel Sekreteri'ne sunarak Roma Statüsü'ne katıldı. Roma Statüsü, Filistin Devleti için 1 Nisan 2015'te yürürlüğe girdi. 22 Mayıs 2018'de, Roma Statüsü'nün 13(a) ve 14. maddeleri uyarınca, Filistin Devleti, 13 Haziran 2014'ten bu yana mevcut olan ve bitiş tarihi belirtilmeyen durumu Savcılığa sevk etti. 3 Mart 2021'de Savcı, Filistin Devleti'ndeki Durum'a ilişkin soruşturmanın başlatıldığını duyurdu. Bu, 5 Şubat 2021'de Birinci Ön Yargılama Dairesi'nin Mahkemenin bu Durumda cezai yargı yetkisini kullanabileceği ve çoğunlukla bu yargı yetkisinin kapsamının Gazze ve Batı Şeria'yı (Doğu Kudüs dahil) kapsadığı yönündeki kararının ardından geldi.
Davadaki en kritik süreç 17 Kasım 2023 tarihinde yaşandı. Güney Afrika, Bangladeş, Bolivya, Komorlar ve Cibuti'den Filistin Devleti'ndeki Durum hakkında Savcılığa ek bir başvuru yaptı ve 18 Ocak 2024 tarihinde Şili Cumhuriyeti ve Meksika Birleşik Devleti de Filistin Devleti'ndeki duruma ilişkin olarak Savcılığa ek bir başvuru sundu. Aslında Netanyahu ve Gallant'ı ceza almaya yönlendiren süreç isimlerini zikrettiğimiz devletlerin başvurusu ile başlasa da orada kalmadı. Mahkemenin cesur hakimleri de dosyanın arkasında durup cesurca çalıştılar. Bu kişilerin başında Yargıç Nicolas Guillou geliyordu.
İsrail Dosyası ve Ateşten Gömlek
UCM Başsavcısı Karim Khan'ın "savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar" şüphesiyle sunduğu tutuklama taleplerini değerlendiren hakimler panelinde yer almak, bir hukukçu için hem zirve noktası hem de bir ateşten gömlektir. Nicolas Guillou, bu noktada sadece bir karar verici değil aynı zamanda uluslararası hukuk sisteminin meşruiyetinin koruyucusu konumuna geldi.
İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonları, sivil ölümleri, açlığın bir savaş silahı olarak kullanıldığı iddiaları... Tüm bu ağır ithamlar karşısında Guillou'nun yaklaşımı, duygusal tepkilerin veya siyasi rüzgarların çok ötesindedir. Onun adalet mücadelesi, Roma Statüsü'nün harfiyen uygulanmasında yatar.
"Hukuk, en yüksek sesle bağırana değil, en somut kanıtı sunana hizmet etmelidir."
Guillou için bu dosya, sadece iki devletin veya bir grubun davası değil; İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra inşa edilen "Bir daha asla" idealinin test edildiği bir laboratuvardır. Eğer hukuk, Batı'nın müttefikleri söz konusu olduğunda esniyor, hasımları söz konusu olduğunda ise kılıç gibi keskinleşiyorsa, o hukuk artık adalet değil, bir güç enstrümanıdır. Guillou'nun omuzlarındaki yük tam olarak budur: Tutarlılık.
27 Kasım Çarşamba günü Netanyahu'nun ofisinden yapılan açıklamada, UCM'nin Netanyahu ve Gallant hakkında tutuklama emri çıkarma kararına itiraz edileceği duyuruldu. Soykırımcı Netanyahu, ICC kararı açıklandığı gün X hesabından yaptığı bir paylaşımda kararı "Yahudi karşıtı" olarak niteledi. Aynı günlerde Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, tutuklama emirlerinin uygulanması gerektiğini söyledi. Avrupa Birliği içinde de ceza kararı sonrası görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Tüm bunlar yaşanırken Amerika Birleşik Devletleri ceza kararı alan tüm yargıçları yaptırım listesine aldı. Kredi kartlarını kullanamaz hâle gelen yargıçlar hedef olurken yetkililer susmayı tercih etti. Soykırım yapanlar serbestçe gezerken yargıçlara tehditler yağmaya başladı.

20