Günümüz kuşakları, en sevilen müziklerin taş plaklarının dinlendiği yıllarda kasetin iğnesinin takılarak plağın kullanılamaz hale düşürmesinin acısını bilemezler. Ucundan yetişmiş kuşaklardan olarak nasıl üzülüp çaresiz kaldığımızı da bilemeyecekler. İktidarlarının, Cumhurbaşkanlığı kadroları içlerinde, kendileri için panik atak haline dönüştürülmüş korkuların ürünü, yüz yüze kalınan her kaygılı gelişme üzerinden hak arama çabalarına karşı duydukları öfke ile acımasız önlemler peşinden koşmalarının isteriye dönüşmesi kaçınılmaz hallerine, kimi zaman öfkeden çok şaşkınlık içinde karşı çıkıyorlar.
Örneğin başından sonuna hukuksuzluk içinde evinden alınan gazetecinin, sabahın köründe çocuğunun gözleri önünde polis gücü ile yaka paça götürülmesini sorgulamaya kalkışıyorlar. Haksız, hukuksuz tutuklamaya karşı duruş koyabilme yerine, "ağırsalar zaten ifade vermeye giderdi" anlamında kimi yakınmalara öncelik veriyorlar. İktidarlarının saplantı boyutunda yükselmiş; "Anayasal haklar, demokratik düzen arayışlarını kırma savaşlarının" eleştirisini yapmak, hak savaşımını güçlendirme sorumluluklarını öne çıkarmayı unutuveriyorlar.
Örnekleri saymanın, tek tek anımsatmanın ne karşılığı var ne de saymaya kalktığımız an bir köşe yazısına sığdırılamayacak, hepsi de evrensel, ulusal hukukumuz, üst yargı kararlarının, çöp sepetine atılabilmeleri söz konusu olabilirmiş gibi, bir kenara atılmalarına karşı, daha güçlü geniş katılımlı toplumsal direnişlerin kaçınılmaz olduğu gerçeğinden sıkılıp susmak lüksümüz yok.
***
Ortada suç, vicdansız kararlılıkta yıllardır yürütülen hukuksuz uygulamalar varsa yorulup susmak, sıkılmak gibi bir lüksümüz de söz konusu olamayacağına göre, direnmekten yorulmayanları örnek alıp güçlerine güç katmak dışında bir çıkış yolu olabilir mi Akıl var mantık var. Sil baştan haksızlık, hukuksuzluklarda yaşatılan sınırsız öfkenin gerçeğinde, özünde, yaşatılan hukuksuzluklarda sınır tanımazlığının yükseltilmesi ile doğru orantılı olarak sonuç alamamaktan yükselen paniği de doğru okumak gerekmiyor mu

5