Türk sinemasının altın yıllarına damga vuran iki güçlü isim... Neşe Karaböcek ile İzzet Günay yıllar sonra yeniden aynı anıların içinde buluştu. Bazen bir sergi salonu sadece tabloların, fotoğrafların sergilendiği bir yer değildir; bir ömrün emeğinin, gençliğin heyecanının ve sanatın iz bırakan hatıralarının yeniden hayat bulduğu bir mekana dönüşür. Neşe Karaböcek'in sözleri de tam olarak bunu anlatıyor: "Kapıdan içeri girildiğinde görülen sadece bir sergi değil, yıllar önce yaşanmış yoğun bir sanat yolculuğunun kendisi."
Karaböcek'in ilk filmi olan Anneler ve Kızları ile başlayan hikaye, dönemin sanatçılarının ne büyük fedakârlıklarla çalıştığını da hatırlatıyor. "Ankara'da sahneye çıkıp gece biter bitmez İstanbul'a uçarak sabah sete yetişmek, akşam yeniden uçağa binip sahneye dönmek... "
Tam bir ay süren bu tempo bugün bile hayranlık uyandıracak bir disiplin ve tutku örneği. O yıllarda sanat, sadece yetenekle değil, büyük bir özveriyle icra ediliyordu. İşte bu yüzden ortaya çıkan işler de kalıcı oluyordu.
İzzet Günay ile çevrilen Anneler ve Kızları, Duyun Beni ve Kısmet yalnızca gişe başarısı yakalamış filmler değildi; aynı zamanda dönemin sinema dilini şekillendiren, seyircinin hafızasında yer eden yapımlardı. Bu filmlerdeki uyum, setlerde oluşan karşılıklı saygı ve samimiyet, yıllar sonra bile aynı sıcaklıkla hatırlanıyor. Çünkü gerçek sanat birliktelikleri zamana direniyor, yıllar geçse de değerini kaybetmiyor.

3