Sahne ışığı vicdan karanlığı

Sanatın alkışı bol, ama perde arkasının vicdanı eksikse o alkışın da bir anlamı kalmıyor. Müjdat Gezen için bugün konuşulan tam olarak bu. Yıllardır sahnede söylediği sözlerle, yaptığı çıkışlarla "hak, hukuk, adalet" vurgusunu en yüksek perdeden yapan bir isim... Ama sahnenin ışıkları sönünce ortaya çıkan tablo, bu sözlerin ne kadarının hayata geçtiğini sorgulatıyor.

Gırgıriye müzikalinde yaşananlar artık tek bir "talihsiz olay" diye geçiştirilecek noktayı çoktan aştı. Önce koltuk tartışması, ardından izleyiciyle yaşanan gerilim... Ve şimdi de provalarda dekorun altında kalan bir emekçi. Asıl sarsıcı olan ise kazanın kendisi değil, sonrasında ortaya çıkan gerçek. Sigortasız çalıştırıldığı için hastaneye bile düzgün şekilde götürülemeyen bir insan. Bu, sanat değil; bu, düpedüz ihmal.

Bunlar geçtiğimiz hafta SABAH Günaydın Eki'nde Ömer Karahan'ın gündeme şok etkisiyle düşen haberi.
Daha da ağır olanı, bunun tekil bir durum olmaması. Aynı ekipte çalışan onlarca kişinin de aynı koşullarda çalıştırıldığının ortaya çıkması, meselenin bir "unutkanlık" değil, sistem olduğunu gösteriyor. Yani ortada bir yanlış değil, bir tercih var. Ve bu tercih, sahnede alkış alan bir ismin, sahne arkasında emeği görünmez kıldığı gerçeğini yüzümüze vuruyor.

İşin en düşündürücü tarafı ise bu tablo ortaya çıktıktan sonra gelen refleks. İfşa olduktan sonra atılan mesajlar, "evraklarınızı hazırlayın, SGK işlemleri yapılacak" talimatları... Bunlar bir çözüm değil, bir telaşın göstergesi. Çünkü hak dediğimiz şey, yakalanınca verilen bir lütuf değildir. Hak, en baştan teslim edilmesi gereken bir sorumluluktur.

Sanatçı olmak sadece sahnede doğru cümleleri kurmakla olmuyor. Asıl mesele, o cümlelerin arkasında durabilmek. Hele ki yıllardır topluma ders veren bir figürseniz, sizin hatanız başkasınınkinden daha büyük yankı bulur. Çünkü siz sadece bir tiyatrocu değil, aynı zamanda bir duruşun temsilcisiniz.