Yazar, Mesut Özil'in kariyer sonrası hayır faaliyetlerini (doğum masrafı ödeme, Gazze'ye yardım) örnek alarak, gerçek başarının maddi başarılarla değil insanları etkilemeyle ölçüldüğünü savunuyor. Bu iddiayı, Özil'in sahada gösterdiği zarafeti sosyal sorumlulukta da gösterdiğine dayandırıyor. Ancak, bireysel hayırseverlik yapısal yoksulluğu giderebilir mi?
Futbol sahasında attığı her pası zekasıyla konuşturan, oyunu estetik bir sadelikle yöneten Mesut Özil, kariyeri boyunca yalnızca iyi bir futbolcu olmadı; karakteriyle de her zaman farklı bir yerde durdu. Şimdi ise kramponlarını çıkarıp hayatın bambaşka bir sahasında koşuyor. Bu kez hedef gol değil, iyilik.
Üçüncü kızı Eliza'nın dünyaya gelişi, Özil ailesi için büyük bir mutluluk oldu. Ancak Mesut Özil, bu mutluluğu sadece kendi ailesiyle sınırlı tutmadı. Eliza'nın doğumu vesilesiyle maddi imkânları yetersiz olan ve bebek bekleyen ailelerin doğum masraflarını üstlenerek bir kez daha vicdanın, şefkatin ve paylaşmanın ne demek olduğunu hatırlattı. Bir bebeğin dünyaya gelişine destek olmak, aslında bir hayatın umuduna omuz vermektir. Özil tam da bunu yaptı. Bununla yetinmedi. Yıllardır dünyanın farklı noktalarında mazlumlara uzanan eliyle bilinen Özil, Gazze'deki çocukları da unutmadı. Savaşın, yoksulluğun ve çaresizliğin ortasında kalan çocuklara destek olarak yalnızca maddi yardımda bulunmadı; aynı zamanda güçlü bir mesaj verdi; Başarı sadece kazanılan kupalarla değil, dokunulan hayatlarla ölçülür.
Futbol kariyerinde attığı her pasın arkasında bir zarafet vardı. Bugün yaptığı her yardımın arkasında ise derin bir insanlık var. Şöhretin büyüsüne kapılıp kendini unutanların aksine, Mesut Özil sahip olduklarını paylaşmayı seçti. Belki de onu farklı kılan tam olarak bu. Alkışlara değil, dualara talip olmak.

51