World Decolonization Forum 2026 kapsamında Atlas 1948 Sineması'nda düzenlenen "Dekolonize Film Günleri", son yıllarda İstanbul'da gerçekleştirilen en dikkat çekici kültür sanat buluşmalarından birine dönüştü.
Dünyaca ünlü İranlı yönetmen Majid Majidi, yapımcı Mehmet Bozdağ ve yönetmen Faysal Soysal aynı sahnede yalnızca sinemayı değil, dünyanın yeni kültürel düzenini tartıştı. Artık ülkelerin yalnızca ekonomik ya da askeri güçle değil; dizilerle, dijital platformlarla, sosyal medya kültürüyle ve sinemayla dönüştürüldüğü bir çağda yaşıyoruz.
İşte tam da bu nedenle "dekolonizasyon" kavramı artık yalnızca siyasi bir mesele değil; kültürel hafızayı koruma mücadelesi olarak görülüyor. Salonun en dikkat çekici tarafı ise şuydu. İnsanlar bir film paneli izlemiyordu adeta kendi kimliğini sorgulayan bir konuşmanın içinde oturuyordu.
Gece boyunca en çok yankı uyandıran isimlerden biri ise hiç kuşkusuz Hülya Koçyiğit oldu. Türk sinemasının yaşayan hafızalarından biri olan Koçyiğit, yaptığı konuşmada aslında yalnızca sanat dünyasına değil, bütün topluma önemli bir uyarı yaptı. "Biz tarihimizin hiçbir döneminde sömürgeci bir millet olmadık.
Aynı şekilde hiçbir zaman bir başka milletin boyunduruğu altında yaşamayı da kabul etmedik" diyerek başlayan konuşmasında bugün artık en büyük tehdidin tanklarla ya da silahlarla değil, kültürel dönüşümle geldiğini anlattı. "Belki de en sessiz ama en güçlü tehditlerden biriyle karşı karşıyayız. Kültürel sömürgecilik" sözleri salonda büyük dikkatle dinlendi.
KÜLTÜREL BOMBARDIMAN
Koçyiğit'in altını çizdiği en önemli nokta ise toplumların kendi değerlerinden uzaklaşmasının ne kadar büyük bir tehlike olduğu gerçeğiydi. Ona göre bugün dünyanın dört bir yanında giderek büyüyen bir kültürel bombardıman yaşanıyor. İnsanlar artık aynı dizileri izliyor, aynı sosyal medya dilini konuşuyor, aynı hayatları yaşamaya çalışıyor.
Bu süreçte ise milletleri millet yapan temel değerler sessizce aşınıyor. Hülya Koçyiğit tam da bu nedenle kültürün sadece geçmişe ait nostaljik bir miras olmadığını söyledi. Kültürün bir milletin hafızası, kökü ve ruhu olduğunu vurguladı. "Bir ülke savaşlar yaşayabilir... İnsanlarını kaybedebilir, topraklarını kaybedebilir... Ama bir millet ne zaman gerçekten yok olur biliyor musunuz Dilini, kültürünü ve hafızasını kaybettiği zaman..." sözleri ise gecenin en güçlü cümlesi olarak hafızalara kazındı.
Aslında Koçyiğit'in söyledikleri yalnızca Türkiye için değil, bütün dünya için geçerli bir gerçeği anlatıyor. Çünkü bugün artık yeni nesiller kendi kültürlerinden çok dijital dünyanın yönlendirdiği küresel kültürle büyüyor. Birçok genç kendi tarihini, edebiyatını, sinemasını yeterince tanımadan başka kültürlerin içinde kaybolabiliyor. Bu yüzden o gece Atlas 1948'de yapılan konuşmalar yalnızca sinema üzerine değildi. Asıl mesele kendi hikâyene sahip çıkabilmekti. Çünkü kendi hikâyesini kaybeden toplumlar bir süre sonra başkalarının yazdığı senaryolarda figüran haline geliyor.

4