Yıllardır sözde muhalif bazı ünlüler mahalle baskısından korktukları için devletin yaptığı işlerin niteliğine değil, kimin yaptığına bakarak karar veriyor ve eleştiriyorlar. İyi mi olmuş, vatandaşa faydası var mı; bunlar çoğu zaman ikinci planda kalıyor.
Oysa hayat bu kadar siyah-beyaz değil.
Geçtiğimiz günlerde peş peşe karşıma çıkan bazı açıklamalar bana tam da bunu düşündürdü. Üstelik açıklamaları yapanlar siyasetçi değil; hepimizin tanıdığı sanatçılar ve ünlü isimler...
Çelik, İstanbul Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi'nde tedavi gören bir yakınını ziyaret ediyor ve gördükleri karşısında şaşırıyor. Bakımın, personelin ve ilginin çok iyi olduğunu söylüyor. Yıllardır özel hastanelere alışmış biri olarak bu hizmeti özellikle anlatma ihtiyacı hissediyor.
Ardından Yağmur Atacan ve Alişan'ın Çeşme Devlet Hastanesi'ndeki deneyimleri geliyor.
Yağmur Atacan, çocuğunu götürdüğünde yaklaşık 10 dakika içinde müdahale edildiğini anlatıyor. Alişan da hastaneden övgüyle söz edip "Allah devletimizden razı olsun" diyor.
Şimdi ne yapacağız
Sırf devlet hastanesi olduğu için burun mu kıvıracağız
Yoksa yıllardır dilimize pelesenk olmuş "Devlet hastanesinde kuyruk bitmez, kimse yüzüne bakmaz, özel hastaneye gitmeden doğru dürüst hizmet alamazsın" ezberini bırakıp değişenleri kabul mü edeceğiz
Bence ikincisini yapmalıyız.
Çünkü eleştirinin de bir namusu olmalı.
Bir hastane pırıl pırıl olmuşsa, doktoru hastasıyla ilgileniyor, vatandaş kısa sürede muayene olabiliyor ve son teknoloji cihazlar kullanılıyorsa bunu elbette alkışlayacağız.
Marifet sadece eksik bulmak değil, yapılan doğru işi teslim edebilmektir. Ama vatandaş o kapıdan girdiğinde dünya standartlarında hizmet alıyorsa siyasi gözlüğü çıkarıp vatandaşın gözlüğünü takmak gerekir.
Çünkü hastane siyaset meydanı değildir.
O kapıdan giren insanın sağcısı, solcusu, iktidarı, muhalefeti olmaz. Hastanın tek derdi sağlığına kavuşmaktır. Doktorun, hemşirenin ve diğer sağlık çalışanlarının görevi de budur.
Burada dikkatimi çeken bir başka nokta da şu:

11