Uluslararası zirvelerde en çok konuşulan başlıklar genellikle güvenlik, ekonomi ya da alınan siyasi kararlar olur. Oysa bu kez NATO Liderler Zirvesi'nin perde arkasında sessiz ama çok güçlü bir temsil vardı. O temsilin adı ise Türk mutfağıydı.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde dünyanın en güçlü liderleri aynı masaya otururken, o masaya gelen tabaklar sadece karın doyurmak için hazırlanmadı. Her biri Türkiye'nin farklı coğrafyalarından, farklı kültürlerinden ve yüzlerce yıllık birikiminden izler taşıyordu. Trabzon tereyağından Hizan karakovan balına, Tokat'ın asma yaprağından Urla'nın sakız enginarına kadar uzanan bu yolculuk, aslında Türkiye'nin gastronomi haritasının dünya liderlerine sunulması anlamına geliyordu.
İki Michelin yıldızlı Şef Fatih Tutak'ın bu görev için seçilmiş olması da tesadüf değil. Bugün gastronomi dünyasında şefler artık yalnızca yemek yapan insanlar değil; ülkelerini temsil eden kültür elçileri. Bir dönem ülkeler kendilerini opera, bale, sinema ya da müzikle tanıtıyordu. Bugün ise bu listeye gastronomi de güçlü bir şekilde eklendi.
Menüye baktığınızda gösterişten çok hikaye görüyorsunuz. Anadolu'nun ürünleri modern tekniklerle buluşuyor ama özünden de uzaklaşmıyor. İşte gerçek başarı da burada yatıyor. Dünyaya kendinizi anlatırken başkasına benzemeye çalışmadan, kendi değerlerinizi çağın diliyle sunabilmek...
Son yıllarda Türk mutfağı uluslararası arenada önemli bir ivme yakaladı. Michelin yıldızları, dünyanın en prestijli restoran listelerinde yer alan Türk şefleri ve yurt dışında açılan başarılı restoranlar bunun en önemli göstergeleri. Artık sadece kebap ve baklavayla anılan bir mutfaktan söz etmiyoruz.
Çok daha derin, çok daha zengin ve çok daha güçlü bir gastronomi kimliği dünya tarafından keşfediliyor.

11