Boğazda İngliz rüzgarı esti

Bazı geceler vardır...
Sadece bir yemek yemezsiniz, sadece Boğaz'da bir tur atmazsınız. Tarihin tam ortasında, geçmişle bugünü aynı masaya oturtursunuz.
Önceki akşam Acun Ilıcalı'nın davetiyle Hull City'nin yöneticileriyle birlikte Halas'ın güvertesindeydik. İstanbul'un eşsiz silueti önümüzden akıp giderken, aslında sadece Boğaz'ın sularında değil, yüz yılı aşan bir hikayenin içinde yol alıyorduk.
Çünkü Halas sıradan bir tekne değil.
İskoçya'nın Glasgow kentinde inşa edilen bu tarihi gemi, savaş yıllarının en zorlu günlerini gördü. Bir dönem İngiliz bayrağı altında görev yaptı, ardından yeniden İstanbul'a dönerek Boğaz'ın efsanelerinden biri oldu. Hurdaya ayrılacağı günlerde ise adeta ikinci kez hayata döndü. Bugün ise dünyanın dört bir yanından devlet başkanlarını, kraliyet ailelerini ve önemli isimleri ağırlayan yaşayan bir tarih olarak yolculuğunu sürdürüyor. İşte bu yüzden Halas'a adım attığınız anda sadece ahşap kokusunu değil, tarihin nefesini de hissediyorsunuz.
İşin en güzel tesadüfü ise tam burada başlıyor.
Bir yanı İngiltere'nin futbol temsilcisi Hull City...
Diğer yanı kaderi İngiltere'de yazılmış Halas...
Aslında o gece Boğaz'da iki farklı hikaye değil, tek bir hikaye vardı.
Acun Ilıcalı'nın Hull City yatırımı, yıllardır sadece futbol konuşulan bir kulübü Türkiye ile İngiltere arasında kurulan farklı bir köprüye dönüştürdü. Dün gece o köprünün en güzel fotoğrafı çekildi. Bir tarafta İngiliz futbolunun yöneticileri, diğer tarafta İstanbul'un yüz yılı aşan simgesi Halas...
Boğaz'ın serin rüzgarı eşliğinde yapılan sohbetlerde futbol kadar İstanbul konuşuldu. Çünkü İstanbul, kendisini ilk kez gören herkesi aynı duyguda buluşturuyor. Sarayların ışıkları, yalıların ihtişamı ve iki kıtayı birbirine bağlayan o eşsiz manzara, Hull City heyetinin hafızasında uzun süre kalacak gibi görünüyordu.