Bayram Tatil Değildir

Ramazan Bayramı kapıya dayandığında şehirde iki farklı telaş başlıyor. Bir yanda bayramlık alışverişinin o eski, tanıdık heyecanı... Diğer yanda ise valiz hazırlıkları, uçak biletleri, "nereye kaçsak" planları. Oysa bayram dediğimiz şey, aslında hiçbir yere gitmeden de var olabilen, hatta belki de en çok "yerinde kalınca" anlam kazanan bir duygu.


Çocukluğumuzun bayram sabahlarını hatırlayın. Erken kalkılır, evde tatlı bir telaş olur, büyüklerin elleri öpülür, kapı kapı dolaşılıp şeker toplanırdı. O günün en kıymetli anı, bir yerlere gitmek değil, aynı sofrada buluşabilmekti. Aynı çayın etrafında toplanmak, aynı kahkahaya ortak olmaktı. Çünkü bayram, aslında bir takvim günü değil; bir araya gelme bahanesiydi.
Bugün ise bayram, giderek bir "kaçış planına" dönüşüyor. Tatil beldeleri dolup taşıyor, sosyal medya rengarenk otel kareleriyle doluyor. Kim nerede, hangi plajda, hangi otelde... Ama o fotoğrafların çoğunda eksik olan bir şey var, kökler... Çünkü bayramın ruhu, bavula konulup taşınabilecek bir şey değil.
Elbette dinlenmek, seyahat etmek herkesin hakkı. Ancak bayramı sadece bir tatil fırsatına indirgediğimizde, geride bıraktığımız şey sadece bir ziyaret değil; bir kültür, bir bağ ve belki de bir neslin hafızası oluyor. Kapısı çalınmayan bir büyükanne, telefonu sessiz kalan bir dede... Onların bekleyişi, hiçbir tatil fotoğrafında görünmez ama bayramın en gerçek duygusu tam da orada saklı.