Cumhuriyet bizi geçmişimizden koparmadı, tam tersine kopuk olduğumuz geçmişimize bağladı.
Cumhurbaşkanı Atatürk, yazı devrimini, 9 Ağustos 1928 akşamı Sarayburnu Parkı'nda düzenlenen bir dinletide halka duyurduktan sonra, Ağustos-Eylül 1928'de, Tekirdağ, Bursa, anakkale, Eceabat, Gelibolu, Sinop Samsun, Amasya, Turhal, Tokat, Sivas, Şarkışla ve Kayseri'ye giderek meydanlara, parklara, bahçelere koyduğu kara tahtasının başında "Yeni Türk Harflerini" halka öğretmişti.
Peki ama Atatürk'ün yazı devrimi aslında neydi Sadece alfabenin ve harflerin değiştirilmesi miydi
Yazı devrimi sadece Arap harflerinden Latin kökenli yeni Türk harflerine geçiş değildir; daha derinde insanların okuma-yazma biçimini, birbiriyle, bilgiyle, devletle, dünyayla ilişkisini, geçmişle ve gelecekle bağını, kültürel aidiyetini ve kendisini algılama biçimini değiştiren ve yeniden tanımlayan köklü bir sosyokültürel dönüşümdür.
Düşüncenin en etkili, en doğru, en rahat ve en yaygın ifade aracı dildir. "Söz uçar yazı kalır." Dilin en kalıcı ifade aracı ise yazıdır. Dilin yapısına uymayan yazı, düşüncenin etkili, doğru ve rahat ifade edilmesini engeller. Duygularını, düşüncelerini etkili, doğru ve rahat ifade edemeyen insanlardan oluşan toplumların gelişmesi, aydınlanması hiç kolay değildir.
Yüzyıllarca Türkçenin, yapısına uymayan Arap-Fars harfleriyle yazılması ve zamanla Arapça ve Farsça sözcüklerle dolması, Türklerin, yüzyıllar boyunca düşüncelerini, duygularını yazıyla etkili, doğru ve rahat ifade etmelerini zorlaştırmıştır. ünkü Arap harfleriyle yazılan Türkçe -ki Türkçeyi kuşatan Arapça ve Farsça sözcüklerden dolayı Osmanlıcaya dönüşmüştü- okuma yazmayı güçleştirmiş; bu durum da Türkçe edebiyatın gelişmesini ve Türkçenin bilim dili olmasını engellemişti. Yüzyıllarca devam eden bu durum, aynı zamanda dünyanın en güzel dillerinden biri durumundaki Türkçenin öz güzelliğini gölgelemiş ve gelişimini yavaşlatmıştı. Yüzyıllarca, yapısına uymayan harflerle yazılan ve başka dillerin gölgesinde bırakılan Türkçe, halk arasında yaşayarak varlığını koruyabilmişti. Atatürk'ün liderliğindeki Cumhuriyet, önce harf, sonra dil devrimiyle her şeyden önce Türkçeyi kurtardı.
Harf devrimi ile eski Türk runik harflerine benzeyen ve Türkçeye çok daha uygun (Latin kökenli) yeni Türk harfleri kabul edildi. Böylece yazılanı okuyup "anlamak" ve anladığını "yazmak", sadece Arap harfleriyle Osmanlıca okuma-yazma bilen bir azınlığın -Yazı devrimi öncesi Türkiye'de okuma-yazma oranı yaklaşık yüzde 10 kadardı- tekelinden çıkarıldı. Harf devrimiyle Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları daha kolay okuyabilir, yazabilir ve anlayabilir hale geldiler. Yazıyı öğrenmenin kolaylaşması ve daha ulaşılabilir olmasıi, bireyin "yeterlilik" ve "özgüven" duygusunu güçlendirdi. Yeni harflerin benimsenmesiyle toplumun genelindeki "öğrenememe", "anlayamama" algısı kırıldı.
Okumayı, yazmayı, öğrenmeyi ve anlamayı kolaylaştıran yeni harfler, Atatürk'ün yaptığı diğer devrimlerin de öğrenilmesini, anlaşılmasını ve yaygınlık kazanmasını kolaylaştırdı. Bu durum da "aydınlanmayı" ve toplumsal "gelişmeyi" olumlu etkiledi.
BİLGİYİ YAYGINLAŞTIRMAKAtatürk'ün aydınlanma devrimleriyle biçimlendirdiği laik Cumhuriyet'te yurttaşların laik hukuk önünde eşitliği esastır. Fakat bilginin, seçkinlerin tekelinde olduğu, insanların bilgiye doğrudan ulaşamadığı bir toplumda "eşitlikten" söz etmek olanaksızdır.
Yazı sadece iletişim aracı değil, aynı zamanda insan aklının ve emeğinin eseri olan uygarlığın belleğidir; bilimsel bilgiye giriş kapısının anahtarıdır. Dile uygun olmayan yazı sistemi kullanan bir toplum, bilimsel bilgiye giriş kapısını açamaz. Büyük bölümü okuma-yazma bilmeyen bir toplum, bilgiye giriş kapısının doğru anahtarına sahip olmayan, yazılı ve bilimsel bilgiye ulaşamayan toplumdur. Türkiye'de yeni Türk harflerinin kabul edilmesiyle halk bilgiye giriş kapısının doğru anahtarına sahip oldu ve yazılı, bilimsel bilgiye ulaşabildi. (Ulaşmak isteyenler ulaşabilmiştir.)
Harf devrimi sonrasında Türkiye'de Millet Mektepleri gibi yeni kurumlarla 7'den 77'ye halka okuma-yazma öğretilmeye başlandı. Böylece okuma-yazma eyleminin, yaklaşık yüzde 10'luk bir azınlığın tekelinden çıkarılıp olabildiği kadar kısa sürede toplumun geneline yayılmasına çalışıldı. Türkiye'de okumayazma bilenlerin sayısının artmasıyla -ki harf devriminin 98. yılında yeni harflerle okuma yazma bilenlerin oranı yüzde 98'i bulmuştur- bilginin seçkinlerin tekelinden çıkarak demokratikleşme süreci de başladı. Harf devrimi Türkiye'de bireyin bilgiyle ilişkisini değiştirdi. Her şeyden önce bireyin bilgiye doğrudan doğruya ulaşmasını ve aracılara daha az ihtiyaç duymasını sağladı.
YAZI DEVRİMİ VE ULUSLAŞMAAlfabe değişikliği sadece kullanılan harflerin değil, onunla birlikte aslında sembollerin de değişimidir. Harflerin değişimi, insanların gördükleri, tanıdıkları kültürel çevrenin değişmesine yol açacaktır. ünkü harflerin değişimiyle insanların günlük hayatta; evde, okulda, işte, sokakta karşılaştıkları yazılar, kitaplar, gazeteler, tabelalar da değişecektir.
Yüzyıllardır kullanılan, toplumun genelince bilinmese de "bir toplumsal alışkanlık" durumundaki harflerin / sembollerin ve yarattığı imgenin değiştirilmesi, toplumda "değişim" duygusunun somutlaşmasını sağladı. Bu değişim duygusu toplumun diğer alanlardaki yenilikleri benimsemesini ve değişimini de kolaylaştırıcı bir etki yarattı. A
tatürk, laik Cumhuriyet'in aklını kullanan bireylerinin yüzünü uygar dünyaya döndürmek istiyordu. Laik Cumhuriyet'in modernleşme anlayışının özünde aklını kullanan çağdaş Cumhuriyet yurttaşı yetiştirmek vardı. Yeni alfabe, bu projenin en önemli araçlarından biri oldu.
Yeni alfabeyle Türkçe okuma-yazmayı daha kolay öğrenen bireylerin ortak bir dille (Türkçe) iletişimlerinin kolaylaşması, yurttaşlık bilincini ve uluslaşmayı güçlendirdi. Dolayısıyla Türkiye'de alfabe değişikliği, Laik Cumhuriyet'in "modernleşme" ve "uluslaşma" projesi içinde hem çok işlevsel hem de çok sembolik bir anlama sahiptir.
Eski harfler eski Osmanlı İmparatorluğu'nun saltanat düzeninin "tebaasını" simgelerken, yeni harfler, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin "yurttaşını" simgeliyordu. Dolayısıyla Türkiye'de harflerin değişimi, aynı zamanda siyasal ve toplumsal değişimin en başat sembollerinden biridir.
YAZI DEVRİMİ VE DİNYüzyıllarca alışılmış harflerin, dolayısıyla sembollerin değişimi, düşüncenin yeni sembollerle / harflerle ilişki kurmasını, eski sembollerin / harflerin çağrıştırdığı imgelerin yerine yeni sembollerin / harflerin çağrıştığı imgelerin öne çıkmasını sağlayacaktı. Yeni semboller ve yeni imgeler de doğal olarak o yeni sembollerle ve imgelerle özdeşleşen yeni kültürel değerleri öne çıkaracaktı.
Bu bağlamda harf devrimiyle Türkiye'de Arap-İslam dünyasında kullanılan harflerin bırakılması ve genelde Batı dünyasında kullanılan harflere geçilmesi, eski kültürel sembollerin ve imgelerin yeni kültürel sembollerin ve o sembollerin yerine yarattığı imgelerin öne çıkmasını sağladı. Bu bağlamda Türkiye'de harf devrimiyle aynı zamanda güçlü bir dinsel sembolizmi olan Arap harflerinin kaldırılmasının "dinsel sembolizmin" ve bu sembolizmin yarattığı "din imgesinin" görünürlüğünü azaltmaya yönelik olduğu yaygın bir kabuldür. Ancak Atatürk'ün, harf devrimini, "Türkiye'yi İslamiyet'ten uzaklaştırmak, Türklerin İslam'la bağını koparmak için yaptığı!" iddiası doğru değildir. Eğer Atatürk ve devrim arkadaşları, harf devrimiyle böyle bir amaç gütselerdi, harf devriminden sonra İslam'ın temel kaynaklarını ve sembollerini yeni Türk harfleriyle Türkçeye tercüme ettirmezlerdi. İşte o zaman, "bağ koparmaya" çalıştıkları söylenebilirdi. Ancak bilindiği gibi Atatürk döneminde Atatürk'ün de isteğiyle CHP Hükümeti Kuran'ın Türkçe tefsir ve tercümesini yaptırdı. (Elmalılı Hamdi Yazır'ın "Hak Dini Kuran Dili" adlı 9 ciltlik tefsiri) Ayrıca Atatürk, dil devrimi sürecinde ezan, hutbe, sala gibi dinsel sembollerin yeni harflerle Türkçeleştirilmesini sağladı. Dolayısıyla harf devrimiyle Arap-Fars harflerinin kaldırılması, laik Türkiye Cumhuriyeti'nde Arap-İslam kültürüyle özdeşleşen dinsel sembolizmin ve onun yarattığı "din devleti" imgesinin görünürlüğünü azaltmayı amaçlamakla birlikte, Türklerin İslam'la bağını tamamen koparmak gibi kaba bir amaç taşımıyordu. Laik Cumhuriyet'in din politikası (Din dilinin Türkçeleştirilmesi, Diyanet'in kurulması, camilerin açık, ibadetin serbest olması vb.) bunu doğrulamaktadır.

26