1945 yılında anayasa dilinin Türkçeleştirilmesi bir devrimdi, 1952 yılında anayasa dilinin eski dile döndürülmesi ise karşı devrim...
Atatürk, Kurtuluş Savaşı ve Türk Devrimi ile sadece Türk ulusunu değil, Türk ulusunun dili Türkçeyi de kurtardı.
Genç Cumhuriyet, Türkiye'de eğitimin dilini, sanatın dilini, bilimin dilini, dinin dilini, siyasetin dilini, hukukun dilini; kısacası Türk ulusunun ortak iletişim dilini, Anayasadaki ifadeyle "devletin resmi dilini" Türkçe yaptı. (1876 Anayasası'nda devlet memurlarının ve milletvekillerinin Türkçe bilmesi zorunlu kılınmıştı. Cumhuriyet ise açıkça Türkçeyi devletin resmi dili yaptı.)
1928 yazı devrimi ile Türkçenin yapısına uygun yeni Türk harfleri kabul edilmişti. Ancak Arapça, Farsça terimlerle kuşatılmış Osmanlıcayı yeni harflerle yazmak yeterli değildi. Aynı zamanda Türkçeyi, Arapça ve Farsça başta olmak üzere yabancı dillerin baskısından kurtarmak gerekliydi. Bu nedenle yazı devrimini tamamlayacak bir dil devrimine ihtiyaç vardı.
Atatürk'ün isteği ile 12 Temmuz 1932'de "Türk Dili Tetkik Cemiyeti" (1936'dan sonraki adıyla Türk Dil Kurumu) kuruldu. Türk Dil Kurumu, tarama, derleme ve türetme çalışmalarına başladı. Anadolu'da halk ağızlarından derlemeler yapıldı. 600 bin civarında fiş hazırlandı. Bunlar "Söz Derleme Dergisi" (6 cilt) ve "Derleme Sözlüğü" (12 cilt) gibi yayınlarda toplandı. Yüzlerce Osmanlıca sözcüğe Türkçe karşılık bulundu ve bunlar gazetelerde "Osmanlıcadan Türkçeye Karşılıklar Kılavuzu" adıyla yayımlandı. (Bkz. 1935 yılı Ulus gazetesinin çeşitli sayıları) Ayrıca "Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu" ve "Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzu" hazırlandı. Bu derleme, tarama çalışmaları sonunda unutulmaya yüz tutmuş çok sayıda Türkçe sözcük dile kazandırıldı. Örneğin Anadolu ağızlarından o zaman derlenen "abartmak", "yoz", "yozlaşmak", albeni", "ivedi", "kuzey", "güney" vb. çok sayıda sözcük bugün kullanılmaktadır. Bu arada türetme çalışmalarıyla da çok sayıda yeni Türkçe sözcük türetildi. Cumhurbaşkanı Atatürk ve Başbakan İnönü de konuşmalarında öz Türkçe sözcükleri kullanarak dil devrimine katkıda bulundular. Ayrıca Atatürk de Türkçe sözcükler türetti.
ATATÜRK'ÜN 3 MAYIS 1935 SÖYLEVİBu bağlamda Atatürk'ün 3 Mayıs 1935 tarihli "Türk Kuşunu Açılış Söylevi" dikkat çekicidir. Atatürk, "Türk çocuğu! Her işte olduğu gibi havacılıkta da en yüksek düzeyde, gökte, seni bekleyen yerini az zamanda dolduracaksın" dediği konuşmasının tamamında Türkçe sözcükler kullanmıştı. Atatürk'ün bu konuşmasını manşetten veren 4 Mayıs 1935 tarihli Ulus gazetesi, "Atatürk'ün dünkü söylevinde hiçbir yabancı kelime yoktur; söylevde kullanmış olduğu bazı kelimelerin anlamları şunlardır," diyerek bir sözcük listesi yayımlamıştı. Söz konusu listedeki bazı sözcükler ve anlamları şöyleydi:
UNMAK: Yapmak, imal etmek; UNSURİLGİNLİK: Alakadardık; EGEMENLİK: Hakimiyet; YARATIK: Mahluk; CUDA: Asla; KAPASİTE: Yetenek; DÖLEN: Azim; ÜRÜN: Mahsul; OKAN: Büyük; YALIN-PARLAK: ıplak, açık; YÖNEY: Cephe; ARA: Vasıta; DÜZENLEMEK: Tanzim etmek; UMAN: Tayyareci; ÖNEM: Ehemmiyet; GÜVEN: İtimat; ÖDEV: Vazife; KIVAN: Memnuniyet; DÜZEY: Seviye; ÜZEL: Ezeli; ULUS: Millet... (Ulus, 4 Mayıs 1935, s. 1)
4 Mayıs 1935 tarihli Ulus gazetesi, hem Atatürk'ün öz Türkçe sözcükler kullandığı bu söylevine ve bu söylevde kullandığı bazı öz Türkçe sözcüklere hem de "Osmanlıcadan Türkçeye Karşılıklar Kılavuzu No.41" başlığı altında Osmanlıca sözcüklere bulunan Türkçe karşılıklara yer vermişti. 41.bölüm, söz konusu kılavuzun son bölümüydü.
Bu sözcüklerden bazıları (Türkçe ve Osmanlıca) da şunlardı: GELİR: Varidat; ORTALAMA: Vasati; VARMAK: Vasıl olmak; GENİŞ: Vasi; YURT: Vatan; KOYMAK: Vaz'etmek; ELKOMAK: Vaz'ı yedetmek; AIK: Vazıh; DURUM: Vaziyet; SU: Vebal; AĞRI-ACI: Veca; YÜZ: Vech; BÖYLE-BÖYLECE: Vechile; ÖZSÖZ: Vecize; SAĞLICA: Veda; ÖLÜM: Vefat; BOLLUKOKLUK: Vefret; ANSIZIN-BİRDENBİRE: Vehleten; BİLE: Velev; DÜĞÜN: Velime; DOĞURGAN: Velüd; GÜRÜLTÜ-PATIRTI: Velvele; GENİŞ: Vesi; BELGE: Vesika; KUŞKU: Vesvese; KAZIK: Veted; İL: Vilayet; OLMA: Vuku; TEK: Yekta; EL: Yed; BİRİCİK: Yegane; TUTAR: Yekün; ANT: Yemin; SOL: Yeser; ÖKSÜZ: Yetim; GÜNLÜK: Yevmi; GÜNDELİK: Yevmiye; KURAKLIK: Yübuset; SUBAY: Zabit; ELE GEİRMEK: Zabtetmek; AIK: Zahir; SÜS: Ziynet... (Ulus, 4 Mayıs 1935, s.1-2)
Atatürk'ün 3 Mayıs 1935 söylevinde kullandığı öz Türkçe sözcüklerin ve "Osmanlıcadan Türkçeye Karşılıklar Kılavuzu"nda yer alan öz Türkçe sözcüklerin önemli bir bölümünü bugün de kullanıyoruz.
CHP'NİN ÖZ TÜRKE PARTİ PROGRAMI VE ATATÜRK9-16 Mayıs 1935 tarihleri arasında CHP'nin 4. Büyük Kurultayı toplandı. Bu kurultayda onaylanan 1935 CHP Programı'nın daha girişinde "Türk Devrimi" deyimi kullanılmıştır. Programın sadece içeriği değil, dili de Türk Devrimi'nin ruhunu yansıtacak biçimde öz Türkçedir. Programda "İnkılâp" yerine "Devrim", "Fırka" yerine "Parti", "Kongre" yerine de "Kurultay" terimleri kullanılmıştı. Programda geçen öz Türkçe terimlerin anlaşılmasını kolaylaştırmak için parti programının sonuna, "Program İçindeki Kelimelerden Bir Kısmının Osmanlıca Karşılıkları" başlıklı Türkçe-Osmanlıca mini bir sözlük eklenmişti. 1935 CHP Parti Programındaki öz Türkçe sözcüklerden bazıları şunlardı: AKIM: Cereyan; ALAN: Meydan, Saha; AR: Güzel Sanatlar; ARA: Vasıta; AŞAMA: Mertebe; BAĞINSIZ: Müstakil; BAŞARI: Muvaffakiyet; BÖLGE: Mıntıka; AĞDAŞ: Muasır; DAYANIŞMA: Tesanüt; EGEMENLİK: Hakimiyet; ENDÜSTRİ: Sanayi; ETKİ: Tesir; GELİŞİM: İnkişaf; GİRİŞİM: Teşebbüs; GÜVEN: İtimat; GENEL: Umumi; EVRİMSEL: Tekamüli; FİNANSAL: Mali; HAKYERİ: Mahkeme; KAMUSAL: Umumi; KAPİTAL: Sermaye; KAPSAMAK: Şamil olmak; KARŞIT: Zıd; KONU; Mevzu; KURUM: Müessese; KUTSAL: Mukaddes; ÖĞRETİM: Tedris; ÖĞRENİM: Tahsil, ÖNEM: Ehemmiyet; ÖZEN: İtina; ÖZGÜR: Serbest; ÖZVERİ: Fedakarlık; SONU: Netice; SOSYAL: İçtimai; TARIM: Ziraat; TÜZEL: Adli; TÜZÜK: Nizamname; ÜRETİM: İstihsal; ÜRÜN: Mahsul; YARGI: Hakim; YAYIN: Neşriyat; YETKİ: Salahiyet; YÖNETİM: İdare...
(CHP 1935 Programı, Ankara Ulus Basımevi, s.54)
1935 CHP parti programındaki öz Türkçe sözcüklerin çoğunu bugün de kullanıyoruz.
Cem Eroğul, "Anayasa ve Tüze Dilinin Türkçeleştirilmesi" başlıklı makalesinde, öz Türkçeleştirilen 1935 CHP tüzüğünün, "Atatürk ölünceye dek yürürlükte tutulmuş" olmasını, "Atatürk'ün dil devrimine ölümüne kadar bağlı kaldığına" kanıt olarak göstermiştir. (Cem Eroğul, 'Anayasa ve Tüze Dilinin Türkçeleştirilmesi', AÜSBF Dergisi, C.49, S.3, 1 Mart 1994, s. 134)
Ulus Gazetesi 4 Mayıs 1935.
Eroğul'un, -benim de katıldığım- şu değerlendirmesi de önemlidir: "Atatürk'ün Güneş-Dil Kuramı'yla birlikte yeni sözcüklerden vazgeçtiği, dahası, bu kurama, vazgeçişini örtmek için sarıldığı savı, çirkin olmak bir yana, düpedüz yalandır. Yalan olduğunun kanıtı, doğrudan doğruya Atatürk'ün söz ve eylemleridir. 1936 TBMM açılış söylevinde: 'Sayın, Kamutay, kurum'; 1937'deki söylevinde: 'Türeli bir plan, sevgi, kurum, Kamutay, arsıulusal, amaçlanan, verimli, ölçü, bilgi'; 1938'deki söylevinde de: 'Yüce Saylavlar, Kamutay, türeli surette, aydınlatmak' gibi sözler yer alıyor. Sayrı (hasta) olduğu için Başbakan Celal Bayar'a okuttuğu bu son açılış söylevinde, Atatürk'ün dil çalışmalarına ne denli önem verdiğini gösteren şu tümceler var: 'Dil kurumu en güzel ve feyizli bir iş olarak türlü ilimlere ait Türkçe terimleri tespit etmiş ve bu suretle dilimiz yabancı dillerin tesirinden kurtulma yolunda esaslı adımını atmıştır. Atatürk, ölümünden iki ay önce, 5 Eylül 1938'de yazdırdığı vasiyetnamesinde, Dil ve Tarih Kurumlarına, çalışmalarını etkin bir biçimde sürdürmelerine yetecek sürekli bir gelir bırakmıştır. Atatürk, 1932'de başlattığı dil devrimini sonuna dek korumuş, ölümünden sonra da sürdürülmesini hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde dilemiştir." (Eroğul, s. 134-135)
Gerçekten de Atatürk, dilde Türkçeleştirme hareketinden hiçbir zaman vaz geçmedi. Öyle ki Atatürk ölümünden bir iki yıl önce; 1936-1937 yıllarında geometri terimlerini Türkçeleştirmek için bir

16