Büyük Zafer'in Anlamı - 1924 Dumlupınar Konuşması

"Efendiler! Milli hakimiyet öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur..." (M. Kemal Atatürk, 30 Ağustos 1924, Dumlupınar)

M. Kemal Atatürk 30 Ağustos 1924'te Dumlupınar Anıtı temel atma töreninde.

26-30 Ağustos 1922 tarihleri arasında Mustafa Kemal (Atatürk)'ün başkomutanlığında "Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Muharebesi" kazanıldı. Atatürk, 30 Ağustos 1924'de Dumlupınar'da, Meçhul Asker Anıtı'nın temel atma töreninde yaptığı konuşmada Büyük Zafer'i çok geniş ve derin bir bakış açısıyla ele alarak anlattı. Atatürk'ün düşünce dünyasını ve nasıl bir Türkiye yaratmak istediğini doğru anlamak için Atatürk'ün bu konuşmasını dikkatle okumak ve üzerinde durup düşünmek gerekir. (Konuşma için bkz. Atatürk'ün Bütün Eserleri, C. 16, s. 281-289)

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal (Atatürk), konuşmasının başında, elde edilen zaferden dolayı çok mutlu olduğunu söyledi: "Beni, milletim, Türk milleti, güvene layık görerek bu harekatın başında bulundurdu. Bu görevin mutlu hatırasını, milletime karşı sürekli en derin minnettarlıklarla duygulanarak, haz ile gurur ile saklıyorum. Görevlerini, milletin vicdani arzusuna, gerçek ihtiyacına, yalnız onun yüksek iradesine uyarak yapmış olanlara özgü bir vicdan rahatlığı ile bugün karşınızda bulunurken hissettiğim mutluluğu ifade edemem."

KURTULUŞ SAVAŞI USTASI

Atatürk, önce, 30 Ağustos 1922'deki Baş Komutan Meydan Muharebesi'ni bütün ayrıntılarıyla anlattı. 30 Ağustos 1922 günü saat ikide, şimdi bulundukları noktaya geldiğini, şimdi üzerinde bulundukları sırtlarda 11. Tümen'in, karşıdaki tepelerde savaşmak zorunda bırakılan Yunan kuvvetlerine taarruz ettiğini, oradan görünen al köyünün alevler ve dumanlar içinde yandığını söyledikten sonra kendisinin 30 Ağustos 1922'de neden ve nasıl buraya kadar geldiğini ve savaşı nasıl yönettiğini ayrıntılı biçimde anlattı.

Atatürk, daha sonra Büyük Taarruz ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili çok dikkat çekici bir değerlendirme yaptı. Büyük Taarruz'un bir yıllık bir hazırlıktan sonra gerçekleştirilmesinin nedenini, Büyük Zafer'i kazanan "bir savaş ustası" olarak şöyle açıkladı:

"Savaş ve nihayet meydan savaşları, yalnız karşı karşıya gelen iki ordunun çarpışması değildir, milletlerin çarpışmasıdır. Meydan muharebesi milletlerin bütün varlıkları ile bilim ve teknik alanlarındaki düzeyleri ile ahlaklarıyla kültürleriyle kısaca bütün maddi ve manevi güç ve yüksek özellikleriyle ve her türlü araçlarıyla çarpıştığı bir sınav alanıdır. Bu sahada çarpışan milletlerin gerçek kuvvet ve değerleri ölçülür. Sonuç yalnız maddi kuvvetin değil, bütün kuvvetlerin, özellikle ahlaki ve kültürel kuvvetin üstünlüğünü kanıtlama derecesine vardırır. Bu nedenle meydan savaşında yenilen taraf, milletçe ve ülkece bütün maddi ve manevi varlığıyla yenilmiş sayılır. Böyle bir sonun ne kadar kötü olabileceğini tahmin edersiniz. Yok olmak yalnız savaş alanında bulunan orduyla sınırlı kalmaz. Asıl o ordunun mensup olduğu millet korkunç bir sona doğru sürüklenir..."

TÜRK ULUSUNUN ELİK KALEMİ

Atatürk, daha sonra Büyük Zafer'in arkasındaki "ulusal gücün" önemini anlattı. Önce tarihten çıkardığı derslerle devleti yönetenlere seslendi ve bir ulusun kaderini elinde tutan adamların ulusun gücünü, ulusun gerçek ve elde edebilir çıkarları yolunda kullanmak zorunda olduklarını belirterek şöyle dedi: "Bu adamlar düşünmelidirler ki, bir ülkeyi işgal etmek, o ülkenin sahiplerine hâkim olmak için yeterli değildir. Bir milletin ruhu ele geçirilmedikçe, bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça o millete hâkim olmak olanaksızdır. Yüzyılların doğurduğu bir milli ruha, güçlü ve sürekli bir milli iradeye hiçbir güç direnemez." Saldırgan ve baskıcı devlet adamlarını eleştirdi. Mahkûm olmak istemeyen bir milleti esir edecek kadar güçlü baskıcı liderlerin artık dünya yüzünde kalmadığını söyledi. "Türk milleti burada kazandığı zaferlerle bu gerçekleri tarihin bağrına çelik kalemle kazımıştır" dedi.

Atatürk, 1922'deki Büyük Zafer'in Türk tarihinin en önemli dönüm noktasını oluşturduğunu; milli tarihimizin büyük ve parlak çok zaferle dolu olduğunu, fakat Türk milletinin burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu ve bütün dünya tarihine yeni bir yön vermek konusunda kesin etkiye sahip bir meydan savaşı hatırlamadığını söyledi. Sonra da "Türk devletinin, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin temelleri burada sağlamlaştırıldı. Sonsuz hayatı burada taçlandırıldı. Bu sahada akan Türk kanları, bu semada uçan şehit ruhları devlet ve Cumhuriyetimizin sonsuz koruyucularıdır," dedi. "Bu anıtın, Türk vatanına göz dikeceklere Türk'ün 30 Ağustos günündeki ateşini, süngüsünü, hücumunu, güç ve iradesindeki şiddeti hatırlatacağını" söyledi.

BÜYÜK ZAFER'İN Ü ÖNEMLİ SONUCU

Atatürk, konuşmasının devamında Büyük Zafer'in üç önemli sonucu olduğunu anlattı: Bunları, 1. Ulusal egemenlik ve cumhuriyet, 2. ağdaşlaşma, 3. Ekonomik kalkınma olarak sınıflandırdı.

1. ULUSAL EGEMENLİK

Atatürk, Büyük Zafer'in en önemli sonucu, "Türk milletinin egemenliğini kayıtsız şartsız eline almış olmasıdır," dedi. Milletimizin, yüzyıllardan beri hanlar, hakanlar, sultanlar, halifeler elinde, onların baskısı altında ne kadar ezilip büyük felaketlere uğradığı düşünüldüğünde, milletimizin egemenliğini eline almış olmasının öneminin çok daha iyi anlaşılacağını belirtti. Sonra, bugün de anlam ve önemini koruyan şu cümleyi kurdu: "Efendiler! Milli hakimiyet öyle bir nurdur (ışıktır) ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş kurumlar her tarafta yıkılmaya mahkûmdur."

Atatürk, Büyük Zafer'in en önemli sonuçlarından birinin "ulusal egemenlik" olduğunu söylerken saltanatın kaldırılmasının önemini de şöyle anlattı: "Sarayların içinde Türk'ten başka unsurlara dayanarak, düşmanlarla birlikte hareket ederek, Anadolu'nun, Türklüğün aleyhine yürüyen çürümüş gölge adamların Türk vatanından kovulması, düşmanların denize dökülmesinden daha kurtarıcı bir harekettir," dedi. Türk milletinin bu yaşadıklarından sonra "vatanı yeniden yapmak ve orada mutlu ve özgür yaşayabilmek için" mutlaka hakimiyetine sahip olması ve bütün evlatlarını Cumhuriyet bayrağı altında toplaması gerektiğini söyledi.

2. AĞDAŞLAŞMA

Atatürk, Büyük Zafer'in sonunda vatanı her bakımdan kalkındırmak gerektiğini, bunun da ancak Türkiye'yi düşünerek, Türkiye için çalışarak gerçekleşeceğini belirtti. Bugüne kadar Türkiye'yi yönetenlerin Türkiye'yi düşünmediklerini, bu düşüncesizlik yüzünden Türk milletinin büyük zararlar gördüğünü, bu zararların ancak Türkiye'den başka bir şeyi düşünmeyerek telafi edileceğini söyledi. "Milletimiz yaptığı inkılapların kıskanç savunucusudur" dedi. Milletimizin vatanını ve bağımsızlığını kurtarmak için kendisine bir hedef belirleyip başarıya ulaştığını belirtti. Milletimizin şimdiki hedefi de "bütün dünyada tam anlamıyla medeni (çağdaş) bir toplum olmaktır," dedi. Sonra, bugün de kulaklara küpe olması gereken şu düşünceleri dile getirdi:

"Bilirsiniz ki dünyada her milletin varlığı, değeri, özgürlük ve bağımsızlık hakkı, sahip olduğu ve yapacağı medeni eserlerle orantılıdır. Medeni eser yapmak yeteneğinden yoksun olan milletler, özgürlük ve bağımsızlıklarını kaybetmeye mahkûmdurlar. İnsanlık tarihi baştan başa bu dediğimi kanıtlamaktadır. Medeniyet yolunda yürümek ve başarılı olmak hayat şartıdır. Bu yol üzerinde duraklayanlar veya bu yol üzerinde ileri değil de geriye bakmak cehalet ve gafletinde bulunanlar, medeniyetin coşkun seli altında boğulmaya mahkûmdurlar. Efendiler, medeniyet yolunda başarı yeniliğe bağlıdır. Toplumsal hayatta, ekonomik hayatta, bilim ve fen alanında başarılı olmak için tek gelişme ve ilerleme yolu budur. Hayat ve günlük işlere hâkim olan hükümlerin zamanla değişmesi, gelişmesi ve yenilenmesi zorunludur. Medeniyetin yeniliklerinin, bilimin harikalarının dünyayı değişimden değişime uğrattığı bir dönemde yüzyıllık eskimiş düşüncelerle, maziperestlikle (geçmişe taparcasına bağlılık) varlığını korumak olanaksızdır. Medeniyetten söz ederken şunu da kesinlikle belirtmeliyim ki, medeniyetin esası, ilerleme ve gücün temeli aile hayatındadır... Aileyi oluşturan kadın ve erkek unsurların doğal haklarına sahip olmaları, aile görevlerini yerine getirmeleri gereklidir."

3. EKONOMİK KALKINMA

Atatürk, daha sonra, milletimizin kutladığı Büyük Zafer'den daha büyük bir zafer peşinde olduğunu, o zaferin ise ancak milletin ekonomi alanındaki başarılarıyla gerçekleşeceğini söyledi. "Bilirsiniz ki ekonomik olarak zayıf olan bir millet fakirlik ve sefaletten kutulamaz; güçlü bir medeniyete, refaha ve mutluluğa kavuşamaz; toplumsal, siyasi felaketlerden yakasını kurtaramaz," dedi. Ülkenin yönetimindeki başarının da ekonomik kazanımlarla orantılı olduğunu söyledi.