Yunus Emre'nin yeni beyitleri ne hoş geldi gönüllerimize...

Menkıbe budur ya; Tapduk Emre dergahında Yunus Emre'ye imrenen bir Molla var imiş, bu imrenme gel zaman git zaman kah kıskançlığa, kah rekabete dönüşmüş, ama Derviş Yunus'un gözü bu meydanda değil imiş... Aşk ateşiyle yanıp, şiirler söyler imiş. Onun deyişlerini not alan kibar muhibban ise, zamanla bir Yunus Emre Divanı oluşturmuşlar. Ne var ki bu arada dergahından ayrılıp siyasete atıla Molla Kasım, Valiliğe kadar yükselmiş. Bir gün Yunus Divanına rastlayınca başlamış hırsından ağlaya ağlaya sahifeleri yırtmaya... Hem ağlar imiş, hem de şiirleri suya atar imiş, görenler derelerden mavi mürekkep aktı dermiş... Ta ki şu beyiti görene kadar: "Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme, Seni sıgaya çeker Bir Molla Kasım gelir'... Bunu okuyunca ağlamayı kesmiş Molla Kasım. Durmuş, düşünmüş. Yunus'un şiirlerinin bu toplumun kaderi olduğuna hükmetmiş...

Müjde o ki: İşte o dereye hovardaca yırtılıp atılan şiirlerden 9 tanesi daha bulundu efendim...

Anadolu boyunca şiirleri ve deyişleriyle gezindiği toprakları "Türkçe'leştiren bir ozandır Yunus Emre. Bu Türkmen dervişi, adeta hece hece, ilmek ilmek örmüştür Anadolu'yu. O, bir dil fatihidir, nasıl ki elleri kılıç tutup at binen cengaverlerden yeryüzü fatihleri var ise, şiiriyle, diliyle, bakışıyla, kalbinde taşıdığı tertemiz ve inanç dolu sevgi ilkesiyle gönüllerin fatihi olan bir Yunus Emre vardır... Onun hikmetli dili, gece bile batmayan bir güneşe benzer ve asırlardır kalbimizi ısıtmakta ve aydınlatmaktadır...

Yunus Emre itikaden tevhid ehlidir, yaşadığı dönemde şiirleri aracılığıyla toplumu taşımak istediği sosyoloji de fetretten çıkış, birlik ve beraberliğe varış ölçütündedir. Fetret döneminde ortaya çıkışı, gerek tabii zorluklar, kuraklık, çoraklık, iklim sertliği gibi, gerekse sosyal çalkantıların, başsızlığın, darmadağınıklığın hakim olduğu bir süreçte şiir söylüyor oluşu, elbette rastlantı değildir... Çünkü onun Anadolu irfanını da mayalayacak, değerli duruşu, aynı zamanda toparlayıcı, birleştirici, tevhide davet edici bir söylemdir de...

Yunus Emre, 13.yy'da, Anadolu ve Rumeli'nin İslamlaşmasının öncü isimlerindendir. Hacı Bektaş Veli gibi, Horasan erenlerinden tevarüs ettiği geleneği, şiir diliyle topluma yansıtmıştır. Türkçe'nin en saf, arı duru mısralarıyla, fetret dönemlerinde bile, milli bir dil olarak, birlik beraberliği sağlaması imkanını kurmuştur. Bugün hikayelerimizde, romanlarımızda, şiirlerimizde, hasılı edebiyatımızda kullandığımız bu dilin yününü eğirip, kilimini dokuyan, söz ile insan imar eden, gönüller Sultanıdır Yunus Emre.

Onun şiirindeki samimiyeti, tabiata tefekkür dolu bakışı, heyecanı ve aşkı, derinlikli ve akıcı üslubuyla birleşince halkın dilinde ve gönlünde kolayca yer bulmuş, gönüllerde irfan geleneğinin kandillerini yakmıştır. Bütün insanlığı ilâhî aşka, kardeşliğe, merhamet ve şefkate davet etmiş, insan olmanın, kendini bilmenin, en önemli değerler olduğunu dile getirmiştir. "İlim ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir/ Sen kendini bilmezsen, Ya nice okumaktır'...

Söz, Yunus Emre ile yeniden eski değerini kazanmıştır... Timur'un Ankara Savaşı'nda Anadolu'ya yaşattığı hezimetin ardından toparlanmaya çalışan bir toplum için olumlu söz; etrafından konak tutulup, şehir kurup, bayındır olunacak su kaynağı gibidir... Olumlu söz bir toplumun en önemli hazinesidir. Adalet ondandır, barış onunladır, huzur ve selamet de topluma ancak olumlu söz ile gelecektir...

"Söz ola kese savaşı / Söz ola kestire başı

Söz ola ağulu aşı / Bal ile yağ ede bir söz.'