"Varoluşsal tehdit"...

1- Niçin Yaşlanan Bir Ülke Olmaya Başladık

Cumhurbaşkanımızın 'varoluşsal tehdit' olarak vurguladığı, Türkiye nüfusunun yaşlanıyor oluşu, Demokles'in kılıcı gibi tepemizde sallanıp duruyor. Gençlere yönelik evliliği ve aile olmayı teşvik edici ekonomik paketlerin sonucu belki de önümüzdeki 20 yıl içinde neticelerini verecektir. Ama sorunun sadece ekonomik kriterlerle açıklanamayacağı da bir başka gerçek...

Yaşlanan bir nüfus kadar, evlilik müessesine ve aile olmaya bu kadar mesafeli bakan bir hale nasıl geldiğimize bir göz atacak olursak, belki tersinden çözüm noktasında yol alabilmek daha gerçekçi hamlelere yöneltecektir bizleri... İlk yazımda tarihsel süreçleriyle nüfus planlaması politikalarına bir göz atacağız.

A- 100 yıllık bir tarihi bakışta, Osmanlı Devleti sonrası yaşadığımız nüfus yetersizliği, belki de tarih boyunca karşılaştığımız ilk nüfus kriziydi. Çünkü Osmanlı Devleti'nin son 2 yüzyılı savaşlarla geçmişti. Büyük yıkımlar, işgaller, zorunlu göçler, erkek nüfusunun ciddi manada cephede şehit düşmüş olması gibi nedenlerle, genç Cumhuriyet zaten kritik bir nüfus devralmıştı. Üstüne üstlük, salgın hastalıklar ve yetersiz beslenme gibi sebepler de toplumsal anlamda ağır bir yüktü. Nitekim bu dönemde çocuk düşürmek, düşürtmek ceza kanunda ağır yaptırımlarla tanımlanmıştı. Yine aynı zamanlarda evlilik yaşı erkeklerde 17, kızlarda ise 15'e düşürülmüştü. 5'ten daha çok çocuğu olan aileler yol vergisi vermiyorlardı, 6 ve daha çok çocuğu olanlara parasal destek sağlanmış, memurlara çocuk yardımı yapılmıştır. (Komik bir bilgi: 1949 yılında bekarlık vergisi çıkarılmıştı)

B- İkinci nüfus hareketliliği ise 1950'lerin son kısmından itibaren yoğunlaşan şehirleşmeyle ilgilidir. 70'lere kadarki süreçte, erkek nüfus çalışırken, köyden şehre göçmüş ailelerin kadınları evlerinde yaşamaktaydı ve ev yaşamında çocuk sahibi olmak kadınlar için normal bir akıştı. Cumhuriyet döneminde doğum oranlarındaki en yüksek artış; 1955-60 yılları arasında ve bu sosyoloji üzerinden gerçekleşmiştir. Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra, nüfus artışı için uygulanan politikaların yanı sıra, şehirleşme, hastane ve sağlık hizmetlerine erişimde kolaylıkların artması, iyileşen ekonomik koşullar ve sürekli gözden kaçırdığımız Osmanlı bakıyesi coğrafyalardan Anadolu'ya göç eden Müslüman-Türk nüfusu, ülkemizin nüfus hareketliliğini hızlandırmıştır.

C- 1960 darbesinden sonra ise, ülkedeki sosyal yapı, tümüyle Batılılaştırılma eşliğinde hızlandırılmış kısıtlama politikalarına tabi tutulmuştur. 1963'te imzalanan Ankara antlaşmasıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu'na ortak olmak maceramız başlamış ve dolayısıyla Avrupai kıstaslara tabi olmak rejimine de girmiş olduk. 1. Beş Yıllık Kalkınma Planında ilk kez nüfus artışını azaltma hedefi ülkenin genel hedefi olarak zikrediliyordu... İlerleyen zamanlarda Nüfus Planlaması Genel Müdürlüğü de kurulmuştu.