Şehirler büyüdükçe, kabristanlar küçülüyor günümüzde. Sessizce uzaklaşıyorlar şehirlerden... İrlanda'daki bir müzede önemli insanların vefat ettikleri anlarda yüz çehrelerinden çıkartılan maskelerini görmüştüm... Fotoğraf makinası olmadığı için o zamanlarda bu modaydı diye anlatıyordu rehber... O taşlaşmış çehreler asırlar sonrasında bile sapasağlam dururken, insan hafızası ve egosu aynı sadakatte duramıyordu maalesef... İnsanın en büyük sorunu, oyunlara kolay dalmasıdır, unutmasıdır diye okumuştum bir yerlerde... Bugün sizlere böyle bir hikaye anlatacağım..
Efendim; eski zamanlarda Kaf Dağı'nın ardında yaşayan iyi yürekli ve adaletli bir Sultan varmış... Güzeller güzeli eşini çok severmiş. Lakin güzel günlerin acelesi, hanım sultanın ecelini çarçabuk getirivermiş... Pembe Saray'a çağrılan binlerce hekim, sultanın güzeller güzeli eşinin derdine derman bulamazmış. Ayrılık gelip çatmış, hanım sultan son nefesini teslim etmiş...
Başlar öne eğik bir şekilde defnedilen sevgilinin ardından, öyle çok ağlamış ki Kaf Dağı'nın ardındaki Sultan, vezirleri almış kaygılı bir telaş... Ne yapsak da sultanı tuttuğu yastan çıkartsak, maazallah bu iş böyle giderse düşman ensemize çöker, devlet dağılır gider derlermiş birbirlerine...
Kırk günden sonra yüz sürmüşler divana; "Sultanımız..." demişler... "Şayet aşkınızın hatırını yüksek tutarsanız, melekler kalbinize teselli indirirler..."
"Ben teselli istemem!" diyerek gürlemiş bunlara Sultan! Titreyerek devam etmişler mırıldanmalarına: "Hatırı yüksek tutmak en güzel sadakattir aşığa..."
"Peki nasıl olacaktır bu iş" deyince Sultan, kendinden emin mimarlar, mahir dülgerler, ince mücevher yontucuları, kambur nakkaşlar çıkmışlar ön sıraya...
"Biz..." demişler...
"Emir buyurursanız, bu köhnemiş şehri, haşmetpenah eşinize layık bir hale getiririz... Havuzlar, heykeller, arslanlı yollar, kandilleri hiç sönmeyen türbeler, gökleri delen saraylar, mercan köşkler, tuğları altından sancak direkleriyle donanmış ordugâhlar kurarız size dilerseniz... Dilerseniz hepsinin üzerine çok sevdiğiniz sultanımızın ismini zebercetlerle nakşederiz... Ki güneş, ilkin şehrinizin üzerine doğmak isteye, doğarken de aydınlattığı ilk isim, sevdanızın mührü ola..."

13