Taş köprüyü taşıyan sır...

Asırlar öncesinde kaydedilmiş seyahatnamelerde, bugüne ışık tutan bilgeliklerle karşılaşınca, hayret ediyor insan. Özellikle yönetim ve siyaset ile ilgili kısımlarda, erdemi esas alan hikmetli hikayeler-menkıbeler aracılığıyla anlatılması geleneği, seyahatnameleri daha da anlamlı kılıyor. Benim gençlere kütüphaneleri için tavsiye seyahatnamelerim; İbni Battuta'nın Rıhle'si ile Evliya Çelebi'nin Tarih- Seyyah Evliya Efendi'si (Seyahatname)dir. Özellikle yaz aylarında seyahatname okumak çok zevkli bir yolculuğa çıkarır insan ruhunu... Bugünse sizlere Batı'dan bir seyahatnameden bahsetmek istiyorum. Marco Polo'nun Doğu'yu, Avrupalının zihnine açtığı, bir bakıma oryantalizmin heveskar düğmesine de bastığı meşhur seyahatnamesinden kısa bir hikaye ile devlet-millet ilişkisi hakkında bir konuşma...

1271 yılında Venedik'ten yola çıkan seyyah Marco Polo, babası ve amcasıyla birlikte 1275 yılında Moğol İmparatoru Kubilay Han'ın Çin'deki sarayına ulaştı. Han'ın hizmetinde uzun yıllar -yaklaşık 17 yıl kadar- kaldı. Han'ın özel elçisi ünvanını ve sohbet arkadaşı olmanın ayrıcalığını kazandı.

... Seyyah Marco Polo, sabırla yürüdüğü uzun Asya steplerinin ardından, Doğu'nun büyük Hakanı Kubilay Han'ın huzurundaydı nihayet... Han'a göstermesi gereken ihtiramı iliklerine kadar hissettiği halde, kısa sürede onu; meraklı ve konuksever bir arkadaş olarak da bulmuştu... Kubilay Han, hanedana ait Kış Bahçesi'ndeki kıyıları kiraz çiçekleriyle süslü buz mavisi gölün üst kıyılarına seyyah Marco Polo'yu karşılamak üzere inşa ettirdiği beyaz kulenin seyirlik camekanından bakarken birden bire sormuştu:

'Köprülerin sebatkar ve dirençli duruşunu neye borçlu olabiliriz, birbirine sımsıkı şekilde kenetlenmiş taşlar mıdır bunun sırrı'...

'Tam olarak öyle sayılmaz Yüce Efendim...' diye içtenlikle cevap verdikten sonra, Kubilay Han'ın yaslandığı atlas minderlerin yanına diz çökerek eklemişti bilge seyyah: 'Köprüyü taşıyan direnç, kol kola geçmiş o taşların büklüm açılarıyla kurduğu kaviste saklıdır...'

Hayretle kaşlarını kaldıran Kubilay Han, yeni bir soruyla karşılamıştı onun bu ağırbaşlı cevabını... 'Peki ey Elçi! Niçin günlerden beridir taşların hikayesini anlatıp duruyorsun bana...'

'Çünkü...' deyip iç geçirdikten sonra Marco Polo... Şöyle demişti: 'Taşlar yoksa, kavis te yoktur da ondan...'

Çok özcü olarak baktığımızda, yukarıda konuşulan meselenin aslında devlet-millet ilişkisi olduğunu fark edebiliriz. Kubilay Han, bir kumandan sultan olduğu için, yönettiği teb'anın birlik ve beraberlik içinde 'kol kola' olmasını önemsiyordu. Bir köprü yükü ancak taşların sağlamca bitişmiş olmasından alırdı. Bir devlet de sağlamlığını ortak ruhu taşıyan toplumdan alırdı... Onun bakışında devlet ve millet birlikteliği vardı...