Hafta içinde İstanbul Aile Vakfı'nın yayımlamış olduğu ''Toplumsal Cinsiyet Karmaşasında Kültürel Terörün Sosyalleşmesi, Sosyokültürel Terörizm Olarak Lgbt Lobileri'' başlıklı raporu okuma imkanım oldu.
Daha evvel ''cinsiyeti baş belası' olarak gören bakış açısı hakkında epey yazım var. Özellikle kadınların insan bile sayılmadıkları dönemlerin tortusu olarak takdim edilen geleneklerin (kültür, din, adet, görenek gibi) topyekun reddi ve imhası tezinden yola çıkmış olmalarını eleştiriye tabi tutmuştum. Toplumun cinslere yüklediği rollerin adaletsiz olduğu tezinden yola çıkarak, 'şayet farklı cinsler, kadın-erkek ayrımı olmasaydı, adaletsiz rol yüklemeleri de olmazdı' sonucunu bir ilaç reçetesi gibi sunarak... Tüm eleştirilerini ''toplumsal cinsiyet' kavramı üzerinden yapılandırırmış gibi bir tavırla, aslında cinsiyet kavramını bertaraf edecek, yok edecek bir büyük meydan okumayla karşı karşıya olduğumuzu da belirtmiştim...
Prof. Adem Palabıyık beyefendinin rapora ''toplumsal cinsiyet' karmaşası teziyle girişini de doğrusu hem çok değerli hem de cesurane bulduğumu söylemeliyim, her şeyden önce. Zira bazı kavramlar öylesine kutsallaştırılmış tabular halinde deklare ediliyor ki, toplumsal cinsiyet teorisi de böyledir, bu konuda söz söyleyen veya yazanlar büyük sansürlere ve engellemelere uğruyorlar, ülkemizde bile....
Çok ciddi lobilerce desteklenen ve tüm adaletsizliklerin cinsiyet rollerindeki farklılaşmadan kaynaklandığını söyleyen tezler, bugün aslında cinsiyetsizleştirme propagandasına dönüşmüştür ve bu en başta da, çıktığı köyü faka bastırma refleksine sebep olurken, feminizmi buharlaştırmaya başlamıştır. Raporda bu takdimi de önemli buldum, hakiki feminizmlerin, lgbt lobilerinin kıskacında oldukları da bir başka söylenmeyen gerçek çünkü...
Aile Vakfı cinsiyetsizleştirme ideolojisinin aynı zamanda tek tipleştirici bir baskı olduğundan da söz ediyor. İnsanların birbirlerinden farklarının kalmadığı, herkesin hiç kimse olduğu distopik bir gelecek tasarımı bu. Aslında geleceksizlik! Nitekim Aile Vakfı, ailenin ancak kadın ve erkek bireyler tarafından kurulabileceğinin altını çizmiş...
''Toplumsal cinsiyet tanımlamalarında esas olgu cinsiyet üzerinden yapılan ayrımlar ve bu ayrımlar üzerinden tanımlanan toplumsal rollerdir. Kadınlık ve erkeklik üzerinden tanımlanan anne ve baba rolünün de altında yatan dinamik, toplumsal cinsiyetin vermiş olduğu ayrıştırıcı roldür. Annenin ve babanın olabilmesi için kadın ve erkeğin olması ve cinsiyet olarak tanımlanması bu bağlamda olmazsa olmazdır. Lakin cinsiyet yok sayılarak anne ve babanın cinsiyet temelli değil aksine cinsiyetsizleştirme temelli tanımlanması her iki rolün de tek bir beden üzerinden inşa edilmesi çabasıdır ki bu çaba cinsiyetsiz bedenin oluşumuna giden yoldur...'
Bendeniz bunu netice itibariyle insansızlaştırma'ya giden tehlikeli bir yol olduğunu da düşünmekteyim...
Aile Vakfı raporunda asıl ilgi çekici olan kısımlardan birisi de;

28