Sivas Divriği Ulu Camii ve Darüşşifa'sı: Metruk güzel...

Bu cami ve darüşşifa, 800 yıldır hikayesi tamamlanamamış bir külliyenin şah eserlerdir.

Bitirilmemiş kısımlarının olduğu sanat tarihçileri ve mimarlar tarafından dile getirildiği halde, şaheser olma vasfını kullanılmaya açık ilk günlerinden beri korumaktadır. Eseri inşa eden mimarları hakkında, bu eserin akabinde bir daha haber alınamaması, bu eserin tekrarlanmamış bir güzellik olduğuna dair esrarengizliğe uygun bir sırdır...

Batılı sanat tarihçileri tarafından 'Anadolu'nun El-Hamra'sı' olarak nitelendirilen bu şaheser; Sivas ili, Divriği ilçesinde, Mengücekoğullarından Süleyman Şah oğlu Ahmet Şah tarafından 1228 yılında yaptırılmıştır.

Erzincan'da mukim Behram Şah'ın kızı Turan Melik Hatun ile Divrik'te ikamet eyleyen Süleyman Şah'ın oğlu Ahmet Şah'ın evlilikleri ve çiftin Divriği'de birlikte inşa ettirdikleri Ulu Cami ve Darüşşifa, bugün bile üzerindeki upuzun zaman yüküne rağmen ayaktadır ve biriciktir.

Gerek bazı tarihi metinlerde gerekse yöre halkının halen kullandığı şekliyle cami ve darüşşifaya isnat edilen Fatıma Hatun'un ise, Ahmet Şah'ın annesi olabileceği hakkında yaygın bir inanç vardır. Eserin bir ana-oğul imarı mı yoksa karı-koca hayratı mı olduğu hakkında tartışmalar yapılagelse de kahir ekseriyet, taş işçiliğinin dantelayı andıran dehası ve bezemelerde iç içe tekrar eden sonsuz ve tevhidi figürlerden hareketle, eseri aşkın sembolü olarak kabul etmişlerdir...

Dönemine göre bir hayli ileri tıp düşüncesinin de sembolü mahiyetindeki Darüşşifa, sinir hastalıklarını tedavide kullanılan su sesi akustiği ve ışık/gölge sükuneti gibi araçlardan yola çıkılarak; anaç bir şefkati ve toplumsal istifadeyi öncelemesi tavırlarıyla, bir anne hayratı izlenimi verse de... Eseri tek tek taşları üzerinden ayrıntıyla inceleyen mimar restoratör Ali Saim Ülgen'e göre; Turan Melik Hatun, anne değil, eştir...

Hakikaten bir eşi benzeri daha olmayan taş işçiliğinin şahikası bu orijinal eserde aşk, sevgi ve uyum, iç içe geçmiş çiçek ve kalp motifleriyle, yıldızlarla tekrar ettirilmiş sonsuz aşk stiliyle, mimarinin büyük bir sevdanın sembolü olduğunu gösterecek niteliktedir...

Eser adeta; kubbesiyle, minaresiyle, türbesi ve Darüşşifası ile vahdet-i vücut düşüncesinin simgesi gibidir... Çokların vahdet eylediği bir kalp atışı duyulur bu eserde...

Akustik ve ışık/gölge hesaplarıyla mimaride çığır açacak bir girişimdir Darüşşifa... Zemininde labirentli kıvrımlarıyla yapılmış küçük su arkları ve bir havuz mevcuttur. Bu arklardan akan suyun şırıltı sesin ve mimarinin genelde oluşturduğu akustiğin, hastalıkların tedavisinde kullanıldığı yazılıdır pek çok tarihte. 1228'lerdeki Anadolu tıbbının ne derece ileride olduğu kadar insana ve ruha verilen değer de çarpıcıdır.

Bu yazımda sizlere sadece Divriği'deki bu ihtişamlı Külliye hakkında bilgi vermekle iktifa etmeyeceğim. Restorasyon meselesinin ülkemizde ne yazık ki yeterince değer verilmeden geçiştirilmesi, Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası için de kayda değer kayıplara sebep olmuştur. Restorasyon, eski ile yeni arasında kurulacak yaşamsal bağı, 'aslını bozmadan sanatın adıdır...

Sanat değeri taşıyan bir eserin orijinalliğine, özgünlüğüne zarar vermeden ona hayatiyetini bahşetmeye, onu ihya etmeye gösterilen tüm çabaların ismidir... Rahmetli sanat tarihçimiz Celal Esad Arseven'in ifadesiyle; 'sanatça tamir'dir... Mimar, restoratör ve sanat tarihçisi Ali Saim Ülgen'in hayatıyla birlikte tarif edecek olursak restorasyon; adeta bir aşk halidir...