Çocuklarımın babası ve 37 yıllık yoldaşım ve dava arkadaşım Av. Sıddık Erarslan'ı 4 Eylül günü Çekmeköy'deki kabrine sırladık. Çok şey hatırlayamıyorum, annemin vefatında, sevdiğim arkadaşlarımın son yolculuklarında da böyle olmuştu. Bulutların içinde dünyanın en sonuna kadar gidiyormuşum gibi geliyor. Sonra bulutlar incecik bir cama dönüşüyor ve Ahiret bahçesi o kadar yakınlaşıyor ki, oradaki tüm tanıdıklarım sanki o ipince kristal camın önüne gelip bana selam veriyorlarmış gibi bir hale düşüyorum... Zamansız ve yersiz bir hal...
Bu yüzden cenaze namazına gelenlerle helalleşemedim, teşekkür edemedim, telefonlara da bakamadım, takatim yoktu, her birinizden af dilerim, teşekkür ederim ailemiz adına, Allah razı olsun tüm arayıp soranlardan...
Sıddık Erarslan hayatı boyunca bana göz kulak olmuş bir insandı... Onunla tanışmamız bir gözaltına alınış hadisemle ilgilidir. Tüm izinleri alındığı halde 1989 yılında Vatan Caddesi'ndeki Vatan düğün salonunda düzenlediğimiz 'tesettür' konulu panel, polis tarafından basılmıştı. Yusuf Kara'nın tertip ettiği bir organizasyondu ve 500'ün üzerinde kadının dolu olduğu bir salondaydık. Ani infial olunca, dinleyicileri sakinleştirmek, kısa sürede salonun huzurunu sağlamak kolay olmamıştı. O sırada jetonlu bir telefondan aramıştım Sıddık Bey'i.. Kısa sürede alana ulaşmış ve güvenlik güçleriyle görüşmüştü ardından beni ve birkaç arkadaşımı Vatan Emniyet'ten çıkartmıştı...
O zamanlar Birlik Vakfı bünyesinde kurulmuş olan Meslekte Birlik çatısının hukukçu üyelerindendi. Daha sonra Hukukçular Derneği'ni kuracaktık... Sıddık Bey, başörtü yasaklarına tabii ki bir Müslüman olarak karşıydı. Çünkü Akıncı Gençlik'te yetişmiş, Milli Görüş terbiyesiyle büyümüş, tüm zorluklara göğüs gererek, Erzincan'daki köyünden başarılarıyla kalkıp İstanbul'a gelebilmiş, bir Anadolu çocuğuydu. Nice zorluklar, yoksulluklara göğüs gererek ve hep çalışarak okulunu bitirmişti.
Benim hayatımdaysa sakıncalı oluşumun baskısı hakimdi, sonrasında çok kez başım belaya girecekti zaten; ya pankart taşırken, ya bir toplantıda, gösteride, protestoda veya yazdığım bir yazı yüzünden defalarca soruşturma, ifade, gözaltı geçirecektim... Hepsinde beni karakoldan, emniyetten toplar, savunma dilekçelerimi yazardı... Arkadaşlarıma da aynı şekilde kol kanat gererdi. Eski günlerde Müslümanlar bir ailenin fertleri gibiydik. Birbirimizi kollardık.
Çok başarılı bir Cumhuriyet Savcısı, adalet sahibi bir Ağır Ceza Reisi idi. Sonrasında devlet işlerini bırakarak savunmada yani avukatlıkta karar kılmıştı.
1989'da Cumhurbaşkanımız Sayın Tayyip Erdoğan o zamanlar Refah Partisi İstanbul İl Başkanıydı, eşi Emine Hanım ile evimize kadar gelerek, bizleri partiye ve siyasete davet ettiler. 1989'dan vefat ettiği 2026'ya kadar Tayyip Bey'in yanında durmuş, hasta yatağında bile ona dua etmiş, doğru, dürüst, yolsuzluğa sapmamış, milletin malına mülküne çökmemiştir. Bir evi vardı, sonunda bir de kabri oldu Allah rahmet eylesin. 3 oğlu ve 3 torunu ile geride şerefli bir soy ismi bıraktı.

2