Ramazan ayını vefa bilinciyle idrak edebildik mi

Ramazan Bayramı, İslam alemine, milletimize ve dahi insanlığa inşallah hayırlar, güzellikler, kolaylıklar, barış ve esenlikler getirsin. Yazılarımızı okuyan herkesin bayramını tebrik ederim, bu bayramı vefa bilinciyle taçlandırmalarını temenni ederim.

Ramazan ve aslında bayram, bir vefa bilincidir kanaatimce. Allah için oruç tutmak, bir avuç su bile içmeden iftar vaktini beklemek, Ramazan ayına has vakarı kuşanarak kendini nefsani ataklardan alıkoymanın özünde, vefa yatar. Allah'ın sözüne rağbet ederek vefa göstermek yatar... Bu yüzden Ramazan ayının hitamında gelen bayramlarda, büyükler ziyaret edilir, akrabalara gidilir, komşuların kapıları çalınır, vefat etmiş büyüklerimizin yanına varılır, çiçek açmış sessiz ağaçların, zümrüt yeşili servilerin kucağında yatan ruhlar alemine dahi vefa gösterilerek selam verilir... Ramazan'ın infak, fıtra, sadaka, zekat bağlamları da insani vefanın güzel örneklerindendir.

Ramazan'da ve bayramlarda toplumsal bütünleşmenin temrinleri vardır. Bu çerçevede, toplumun birbirine vefası da iyi ve kötü günde, müjdeyi de, sevinci de, kederi de, kızgınlığı da birlikte paylaşmaktan geçer. Birbirimizin acısına, birbirimizin sevincine şayet ortak olamıyorsak, o cemiyette duygu ortaklığı kalmaz, bölünme dediğimiz şey de aslında budur... Mahallelerin, sınırların maddi olarak birbirinden ayrılması, yabancılaşması değil de, manevi olarak, ruhen birbirini ıskalayan bir toplum, felaketlerin en büyüğünü yaşamaktadır... Bu yüzden içeride, ülkemizde birbirine kenetlenmiş, birbirine vefa bilinciyle bağlanmış bir toplum hedefi, aslında yarınlara da en güçlü şekilde yürüyüşün bir gereğidir.

Peki bunu biraz daha genişleterek soracak olursak; İslam aleminde böylesi bir duygudaşlık, böylesi bir vefa bilinci, birlik-beraberlik şuurunun olduğundan söz edebilir miyiz

Ramazan günlerinde yine çok ağır imtihanlar yaşadık, yaşamaktayız. Gazze, Batı Şeria, Ramallah hatta Kudüs'ün bazı mahalleleri, Lübnan'ın güneyi ve İran feci şekilde bombalandı, katliamlar durmadı, devam etmekte... Küçücük çocukların gittiği okullar, hastaneler, ana caddeler, ambulanslar bile bombalanırken Orta Doğu yeniden kan ve ateş yaylasına dönüştürüldü. İsrail ve ABD'nin sınır tanımayan iştahları, maalesef hiçbir uluslararası antlaşma veya hukuk kaidesi ile durdurulamıyor...

Peki İslam aleminin bu acı dolu tablo karşısında verdiği resim nasıldır, diye sorulduğundaysa cevap kısaca üç harflidir ama derindir: HİÇ... Bir yanda "bin aydan daha hayırlı kadir gecesi"nin idraki, diğer yanda bombalar altında çığlık çığlığa çırpınan bebekler. Bu tezat, kuşkusuz çok ağır ve sorumluluğumuzu arttırdıkça arttırıyor...

Bu imtihanlar eşliğinde iki şey dikkatleri celbediyor. Birisi; maneviyata dair eğilimler, her zamankinden daha fazla artmış gözüküyor. Bunu kendimde de yakalıyorum, gönül huzurunu ancak tasavvufta hissedebiliyorum, sanırım üst üste yaşadığımız facialar, savaşlar, bebek yiyen insanlar, çocuklara tecavüz eden sapkın yöneticiler, soykırımlar derken, insan benim gibi kaçacak, sığınacak bir liman arıyor ve elbette, dualar, zikirler, namazlar, ilahiler her zamankinden daha çok kaçtığımız, sığındığımız mevziler oluyor.