''Türkler, uzun tarihi geçmişleri boyunca geniş ve zengin bir coğrafyada yaşamış, bu farklı yurtlarda maddi manevi pek çok kültür varlığı oluşturmuşlardır. Bu mirasın bir kısmı, zamanımıza ulaşırken, önemli bir kısmı, bazen ihmal veya kayıtsızlık neticesinde elden çıkmış, bazen de zaruri sebepler dolayısıyla yok olmuştur...' (Prof. Belkıs Altuniş Gürsoy)
Ne yazık ki elden çıkan tüm bu kültürel miras, başka milletlerin müze ve kütüphanelerinde halen yer almaktadır. Hindistan'dan Mısır'a, Almanya'dan, İtalya ve ABD'ye kadar dünya genelinde pek çok ülkede Türkçe el yazmaları, eski tarihli baskı eserler, sair vesikalar bulunmaktadır... Son 20 yılda, bazı eserleri eve döndürebildiğimiz halde, halen milletimize ait büyük bir kültürel hazine varlığı, yabancı müze ve kütüphanelerdedir...
Daha önceki yazılarımda da oryantalizmi ve oryantalistleri eleştirdiğim vakidir, çünkü Orient (Doğu) merakı, kolonyal sömürgeci zihnin bilinçaltından beslenmektedir. Bununla beraber Oryantalistlerin merakı, pek çok kadim eserin bulunması, korunması, bilim dünyasına empoze edilmesine de vesile olmuştur. O kadar ki; Göktürk Kitabeleri, Dede Korkut Hikayeleri bile, bu oryantal merakın, itinanın sayesinde gün yüzüne çıkabilmiştir. Söz gelimi; Vatikan Kütüphanesinde Evliya Çelebi'nin Nil Nehri Haritası'ndan, Dede Korkut Kitabına kadar en değerli Türkçe el yazmaları ve belgeler bulunmaktadır.
Nitekim Prof. Kudret Altun, davetli öğretim üyesi olarak gittiği İtalya'da, Marsigli Kütüphanesindeki Türkçe eserlerle temasa geçer. Kayıp geleneksel mirasımız hakkında elde ettiği ipuçları onu müthiş heyecanlandırır. Bu kadim el yazmalarının birer kopyalarını ülkemize getirmek üzere bürokratik anlamda bir hayli mücadele eder ama buna gücü yetmez. Ama bu durum asla onun hevesini kırmaya yetmez, eserlerin önünde oturarak, sayfa sayfa adeta onları içerek, gönlüne nakşederek, binbir gözyaşı dökerek, bizlere taşımayı kendine bir görev addeder...
Kitaplaşmış haliyle, ''Osmanlı'da Sosyal Sınıflar ve Kimlikler' adlı eseri, İtalya'daki kütüphanede yer alan resimli bir albümün etüdü şeklindedir. 83 varakta, 218 adet serpuşu (başlığı) usta bir ressamın kalemiyle çizdirip, hakkında bilgiler veren bu albüme Kudret Hoca'nın aracılığıyla göz atmak doğrusu benim başımı döndürmeye yetti. Kitabın son sayfalarının kayıp olduğunu da öğrendiğim Kudret hanıma göre, Osmanlı rumuzu olan bu birbirinden farklı 218 sarık-başlık bile Osmanlı medeniyetinin meslekler, sosyal sınıflar, mensubiyetler açısından rengahenk zenginliğini, farklı dinlerin, mezheplerin, meşreplerin nasıl da selamet içinde varlıklarını sürdürdüklerini ispat etmektedir. Bu yüzden bu geniş ve revnaklı albüm, Kudret Hoca'nın zikrettiği gibi: 'Cihan Devleti'nin Asitane'sinin nazenin bir aynasıdır'...
Bu renkli albümü, resimleriyle birlikte seyrederken, 'Şair Sarığı' dikkatimi çekti mesela, her halde biraz da edebiyatın içinde olmaklığımdan kaynaklanmıştı ki heyecanım; yeşil bir serpuşu, bir zambak gibi açılan ucuyla sağ yana doğru yaslamış, kızıl mintanlı, siyah yelekli, kaytan bıyıklı bu genç adam, bizim meslekte, öncülümüz mahiyetindeydi... Tabii aklıma hemen bu resimli albümün kadınlar izdüşümü de geldi... Sokaktaki, okuldaki, mabetteki, işin gücün içindeki Osmanlı hatunlarının giysileri hakkında da böyle bir albüm var mıydı acaba Aklıma Leydi Montegü'nün İstanbul Seyahatnamesi geldi, orada resimli figürler olmasa da asitane hanımlarının, özellikle Saray halkının hanımlar kısmındaki kıyafetler hakkında az da olsa bilgi vardır.

16