'Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge' hedeflerine eşlik eden süreçte kuruldu 'Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi' Komisyonu... Bazı toplantılarına katıldım, katılamadıklarımı da TBMM'nin yayımladığı raporlardan okuyarak işin ne olduğunu anlamaya çalıştım...
Vekiller, sivil toplum örgütleri, uzmanlar, akademisyenler, şiddetin ve terörün mağdur ettiği kişiler, kanaat önderleri gibi pek çok farklı kesimler, barış için bir araya geldiler. TBMM çatısı altında saygıyla birbirlerini dinlediler. (Bu bile başlı başına büyük başarıdır) İşin bir de profesyoneller tarafı vardı, MİT ve ilgili bakanlıklar da bu komisyon için seferber oldular. TBMM Başkanı sayın Numan Kurtulmuş, ciddi bir siyasi çaba verdi, halen devam eden kısımlarıyla da düşünüldüğünde, adeta ince ince oyaladığı sabırlı bir nakış gibi, milli iradenin tecelligahı olan Meclis'i, demokratik bir barış çatısı olarak, çatışma çözümünün merkezi haline getirdi.
Şimdilik vekillerimiz (TBMM ve yasal süreçler itibariyle) aracılığıyla, bir devlet projesi olarak sürdürülen Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi projesinde, bizlerin yani tekil şahısların, hatta sivil toplumun, medyanın, meslek kuruluşlarının nasıl katkıları olabilir, bu önemli bir sorudur.
Çünkü 'devlet politikalarının', toplum tarafından onaylanması, hatta bugünkü tabiriyle söyleyecek olursak satın alınması, toplumsal rızanın esaslarının başında gelir. 'Bu, devlet politikasıdır' diyerek geçiştirileceğini de zannetmiyorum. Zira sadece isminde taşıdığı terimler, kavramlar bile komisyonun çabası olan barışın toplumsallaşması, kültürel hale gelmesi hedeflerini taşıyor gibi geldi hepimize... Bu proje her ne kadar bir devlet projesiyse de, aynı zamanda ismi üzerinde millidir, milletin artık daha fazla kan dökülmesin niyetinin bir yansımasıdır.
Prof. Sabri Ülgener, devlet ve milletin birbirinin aynası olduğunu zikreder pek çok makalesinde, bunun bizim geleneğimizdeki hikmet anlayışıyla, tasavvuftaki ayna (adem/alem) metaforuyla çok yakından ilgisi olduğunu söyler ve devlet-millet bütünleşmesinin kurucu bir sosyoloji olduğunun da altını çizer. Bu bağlamda, dayanışmanın, kardeşliğin ve demokrasinin ancak toplumun sahip çıkışıyla ve bu değerleri ahlak edinişiyle anlam kazanacağı açıktır...
Projenin halka ve hayata dönük kültürel yüzünde, bizler, küçük ve tekil dünyamızdaki şahıslar olarak neler yapabiliriz Bizim oturup bunu konuşmamız gerekiyor. Kardeşliği yeniden nasıl canlandırabiliriz Dayanışmayı nasıl kuvvetlendirebiliriz Demokrasiyi, hukuk güvenliği, hukuka uygunluk, eşitlik, saygı gibi kriterlerle nasıl taçlandırabiliriz... Bunu apartman yaşantısında, sokakta, iş hayatında, okulda, alışverişte, toplu taşımada, trafikte, hasılı gerçek yaşamın kalbinin attığı her yerde nasıl hayata geçireceğiz, bunu konuşmamız gerekiyor, pratiklerini çoğaltmamız icap ediyor.
Mesela ülkemizin Batı kesiminde oturan kişilerin Doğu'ya, Doğu bölgelerinde oturanlarınsa Batı kısmına seyahatlerinin kolaylaştırılması (maddi anlamda), ortak stk buluşmaları (batı/doğu buluşmaları), gastronomi ve folklor kaynaşmaları, dini bayramlarda ve kutlamalarda ortak heyecanlar, yine dönüşümlü gençlik kampları, ortak spor ve sanat grupları gibi Doğu'ya Batı'yı, Batı'ya Doğu'yu, Kuzey'e Güney'i, Güney'e Kuzey'i yakınlaştıracak, bizi hemşehri duygudaşlığında pekiştirecek çalışmalar da yapılamaz mı Kültür ve Turizm Bakanlığı bu konuda yol açıcı olursa, çoğulcu yaklaşımlarla projeler hazırlayabilir.
İstanbul'daki arkadaşlarımı Hakkari'ye davet ediyorum, Mart sonu Nisan başında çıkan ters laleleri hep birlikte görmek üzere, Anadolu'daki yaygın ismiyle 'ağlayan gelin'dir bu çiçekler.

9