Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu'nda kardeşlik hukuku…
''Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge' amaçlarına uygun olarak atılan bir adımdı mezkur komisyonun kurulması. Başlangıcındaki has ve temiz niyetlerle yürüdü, yürümesine de esaslı şekilde özen gösterildi. Heyetin bir manasıyla kompozitörü olan Numan Kurtulmuş beyefendi belki de dünyanın en zor orkestrasını yönetti, bunun yanı sıra adeta mekik diplomasisi yaparak, gece gündüz gerçekleşen sabırlı ve nezaketli toplantılarla, birebir kurulan iyi ilişkilerle adeta ilmek ilmek oyalanan bir süreci kotardı. Gerçekten de tarihe büyük ihtimalle 'Türkiye Modeli' olarak geçecek bir barış süreci yaşandı. TBMM'deki bürokratlardan birisinin ifadesiyle; ''bir çay bardağı bile dökülmeden toplantılar tamamlanmıştı''. Komisyon üyelerinin tahammüllü, tesamüh içinde, özenli ve amaca uygun davranışları belki de yeni bir demokrasi kültürünün başlangıcıdır...
Ve tabii ki her şeyden evvel Cumhur İttifakı liderleri Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli'nin önderliğinde açılan hayırlı bir süreçti bu diyoruz. Ama daha bitmiş sonuçlanmış bir de şey yok, çünkü işin teknik kısmının yanı sıra kültürel olarak kat edeceği yollar da var... Yani komisyon, TBMM, yasalar, tüzükler derken bir de işi kültürel manada sahiplenecek bir toplumsallaşma gerekiyor. Ki bu bağlamda raporda dikkatimi çeken en önemli noktaya gelecek olursam; o da 'kardeşlik hukuku' vurgusuydu.
Kotarılan iş, çatışma çözümleri başlığında ilerleyen ve kanuni tekniklere uygun yürüyen bir iş olmaktan ibaret değildi. Sorun ne tek başına güvenlikti, ne de tek başına terörle mücadele... Mesele çok katmanlı ve uzun yıllardan devralınmış olduğu halde, kök sebepleri üzerinde çokça durulmadan sadece güvelik önlemleri üzerinden yürümüştü. Bu yüzden de uzadıkça uzamış, ya keyfi güvenlikçi tedbirlerle çığırından çıkmış ya da her türlü dış müdahalenin oyun kartı olacak kıvamda, vekaleten kullanışlı ve de silahlı bir hale bürünmüştü.
Oysa tarihsel geçmişi itibariyle Türklerle Kürtler her zaman kardeşliğinin sınavını alınlarının akıyla vermiş halklardır. Anadolu'dan tüm Mezopotamya'ya doğru uzanan coğrafyada ticaret yollarının da teşvikiyle, peş peşe kurulan şehirler, medreseler, ticaret merkezleri, çarşılar, vakıf, ribat ve dergah gelenekleri, düğün, bayram, hacca gitme-gelme, taziye ve yas adetleri gibi yerel örüntülerle adeta gergef gibi işlenmiş, müştereken paylaşılan bir hayattır bahsettiğimiz kardeşlik geçmişi...
Raporda 'kardeşlik hukuku' ifadesini okuyunca, gönlüm genişledi, kalbimde umut bağları yeşerdi, çünkü kavramsallaştırılan bu tanım, hayatın aslında ta kendisiydi. Ben, kardeşlik hukukunda hayatı gördüm... Aynı kaderi paylaşmayı gördüm. Hüzünde, umutta, tefahürde, gamda, kederde, huzurda, sevinçte birbirine ortak çıkabilmeyi gördüm... Masalda, şiirde, şarkıda, edepte, erkanda, sofrada, ikramda, fedakarlıkta, tutulan oruç, dönülen istikamet-i Kıble'de müşterek olanların kardeşliğiydi bu... Farklılıklarımız çatışma sebebi değil, zenginliğimizin yansımasıydı. Hatta farklılığın özünde her insan ferttir, yani biriciktir, Cenabı Hakkın özenle yarattığı ''eşref-i mahlukat'tır

6