Mevlevihane'deki son ayin...

Zeytinburnu Belediyesi'nin kültürel ve tarihi katkıları, bir şehir hafızası kurmanın ve onarmanın çok üstünde... Medeniyete dair çok önemli hafıza taşlarını bir araya özenle toplayan, sessiz ve özverili adımlarla bir yandan şehrin kimliğine dair hatıraları hafızaya dönüştürüyor, bir yandan da medeni aidiyetlerimiz üzerine sağlam tezler sunuyor.

Divan edebiyatının meşhur 'hüsn ü aşk' adlı mesnevisini kaleme alan Şeyh Galip'in tertip ettiği Mevlevi Ayinleri Mecmuası hakkında basılan kitap, bunun en güzel örneklerinden söz gelimi. Murat Serdar Soykal'ın yürüttüğü kültürel projesi, heyecanlı bir yakın tarih macerasını da bizlere aktarıyor aslında...

Şöyle ki; 1784 yılında Konya'ya giderek Hz. Mevlana Dergahı'nda çileye başlayan Şeyh Galip, daha sonra Çelebi'nin verdiği izinle İstanbul'a geri gelir, çilesini Yenikapı Mevlevihanesi'nde 1787 tarihinde tamamlar. Bu arada çilesini tamamlarken işte bahsettiğimiz bu ayinler mecmuasını da kaleme alır. Böylece genç derviş henüz çilesi tamamlanmadan tarihe büyük bir miras ve aydınlanma imkanı bırakmıştır.

Gel zaman git zaman, seller, su baskınları, Mevlevihane'ye vakfedilmiş bu mecmuayı da epeyce yıpratıyor. Mecmuayı, 1823-1824 yıllarında Hammamizade İsmail Dede Efendi onarıyor efendim. Ayin mecmualarının dergahların postnişinlerinin izin vermesiyle kaleme alındığı ve tamir edildiği biliniyor. Ve bir prosedürü var bu evrakın. Rast makamından başlanarak her makama ( nikriz, pesendide, şehnaz vs.) sayfalar ayrılırmış ki kendilerinden sonra gelen Mevlevi dervişlerinin beste ve güfteleri de buraya kaydolunabilsin. Nitekim Şeyh Galip ve Dede Efendi'den sonra da kaydedilmiş ayinler de bu mecmuada yer almaktaymış. (Zekai Dede'nin Suzinak ayini gibi) Halihazırdaki mecmuada tam 103 sayfanın hala boş duruyor olması bile, burada bir gelenek silsilesinin büyük bir bekleyiş içinde mahmur gözlerle bizlere baktığını söylemiyor mu

Mecmua bir tür dervişan hatırası lakin o mecmuaya postnişinden izinsiz ne bir şiir yazılabiliyor ne de bir not düşülebiliyor. İşte beni ziyadesiyle duygulandıran husus da mecmuadaki böyle bir notla ilgili.. 16 Temmuz 1926 tarihli bu son not, 'Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklarla İlgili Bir takım Ünvanların Men ve İlgasına Dair Kanun' hasebince düşülmüş bir nottur.

Yenikapı Mevlevihanesi'ndeki son ayinle ilgili bu not, yakın tarihimizdeki kültürel büyük kapanışlara dairdir aynı zamanda.

Mevlevi dervişlerinden Abdülbaki Osman Salahaddin, Mecmuaya şunları kaydetmiştir: 'O gün gerek mutrıbta gerek semahanede hakim olan ruh, sanki bu son mukabele ile bundan sonra yapılamayacak olan mukabelelerin hepsine şamil ve bedel bir gün yaşatmaktı. Ayin hakikaten parlak ve süregeldiği şekilde cereyan etmiş, aynı müteakip mutad veçhile odalara gurup gurup toplanılmış fakat ayinin devam-ı şiddetine mevcud olan neş'e ve şetaret garip bir hüzne inkılab etmişti.'