''Dijital yetimlik'...

Son zamanlarda sık sık önüme çıkan bir terim bu; ''dijital yetimlik. Anne-babanın, karı-kocanın, dede-nene-torunun ilişkilerinin dondurulması hali bu. Dondurularak, sürümden çıkartılması ve yerine dijital dünyanın ikame edilmesi... Hem de ne ikame! Yakınlaşmaktan, bağ kurmaktan, rol model olmaktan, kişilik inşa etmeye, yeni bir denetim ve kontrol kurmaya kadar... Yeni ve görünmez sanal ilişkiler ağının, doğal ve hakikatli olan ilişkilerin yerini alması halidir bu. Radikal bir dönüşüm.

Artık aile bireylerinin her birinin kendi telefonu veya bilgisayarı üzerinden kurdukları iletişimler geçerlidir. Hatta anne-babalar, önce ders yardımcısı, ödev destekçisi veya sınav koçu olarak destekledikleri bu sanal ortamları, bir noktadan sonra kontrol edemiyorlar. Zaten herkesin o kadar çok işi var ki, dijital ortam yepyeni bir konfor alanı da sunuyor yeni anne-babalara. Makinaların profesyonelliğine emanet edilmiş çocuklar, bir eşikten sonra, zaten her müşküllerini, meraklarını, heyecanlarını, dijital ortamlar içinde deneyimleyerek büyüyorlar...

Büyük bir yalnızlaşma bu aynı zamanda. Tekilleşme. Tek başınalık. Sanırım bu derin yalnızlığa istinaden ''dijital yetimlik' gibi bir terim çıktı ortaya.

Bunun insanlık adına bir tür hazırlık evresi olduğunu düşünüyorum, sezinliyorum bendeniz. İnsanın insana ihtiyacının kalmayacağı, aslında giderek insana ihtiyacın kalmayacağı bir döneme doğru gidiyoruz. Bugün dijital yetimliği konuşuyoruz, yarın insanın gerekli olup olmadığını konuşmaya başlayacağız sanırım... Veya birileri konuşmaya başlamışlardır bile.

McLuhan'nin 2005'teki bir makalesine göre; teknoloji, toplumsal yaşamdaki değişimin en önemli itici güçlerinden biri olarak değerlendirilmekte ve toplumun ihtiyaçları, teknolojik gelişmelerin önünü açarken gelişen yeni teknolojiler de toplumsal yaşamı değiştirip dönüştürmeye hizmet etmektedir. Bir tür determinizm ilişkisi...

21.YY'a kadar tüm kavramlar ve yeryüzündeki tüm değişim modellemeleri insanı odağa koyan tasarımlardı. Demokrasi ve siyaset gibi üst yapısal kurumlar bile, insan için vardı... Öyle zannediyorum ki dijitalleşmeyle birlikte gelmekte olan yeni asırlarda, insanın parlaklığı giderek sönerken, siyaset, demokrasi, kadın ve erkek kimlikleri, haklar mücadelesi gibi tüm içinde alt üst oluşlarımız hatta inançlarımız, ideallerimiz de parlaklığını ve önemini yitirecek... Başka bir şey geliyor.

Yeni gelmekte olan dijital dünyada, ''insan insana''lığın azaldığı, bittiği, adeta insanın gölgeleştiği, insana dair anlamlar-değerler dünyasının da gereksizleşip hatta buharlaştığı günler hiç de hayal olmasa gerek.

Halbuki dünyaya anlam veren aslen insandır. 'Hoşça bak zatına kim zübdei alemsizn sen' diyen bakış açısı, insana 'eşrefi mahlukat' olarak bakar. İnsanı olmayan dünyanın kıyameti ise zaten kopmuştur.