Delailü'l Hayrat, geleneksel kitaplarımızdan...

Halk arasında sevilerek okunan geleneksel kitaplarımızdandır Delailü'l Hayrat. Sohbet odalarında, hastalık zamanlarında, gönüllerin sıkıntıya düştüğü vakitlerde kalpleri yorgun düşenlere yoldaş olmuş, istikamet göstermiş, Peygamber ve sünnet sevgisini perçinlemiş, manevi olgunlaşma konusunda adeta dershane olmuş bir kitaptır. Nasıl ki Mevlid'imizde Süleyman Çelebi'nin derin peygamber aşkı terennüm edilirse, aslında bu kitapta da müellifi olan El Cezuli'nin derin Peygamber aşkı hakimdir. Dolayısıyla bu evradı sadece ayet ve hadisler bağlamında salavat ve dualar şeklinde değil, yazarının aşkı ve inceliğiyle dile gelmiş dua ve salavatların da içinde olduğu bir eser olarak görmek gerekir, bu bağlamda aynı zamanda edebi bir eserdir...

Eserin, 1465 yılından evvel yazıldığı kayıtlıdır. Kuzey Afrika'da, İstanbul başta olmak üzere tüm Anadolu'da en çok okunan selavatlar risalesidir. Okumaya dair bir prosedürü de olduğu için aynı zamanda bir evrad'dır, yani virdnamedir, ders gibi her gün okunması gereken salavatlar vardır. Bendeniz onu bir tür 'bağlılık kitabı' olarak da görüyorum. Ders ritmiyle sizi sürekli Hz. Peygamberimiz ile irtibatlı kılıyor. Asırlar boyunca toplumun manevi ihtiyaçlarını karşılayan, büyük yokluk ve zorluklar karşısında halkın gönlüne teselli ve aydınlık veren, dertlere şifa olarak kabul edilen bir kitap olması hakkında hep birlikte düşünmemiz gerekiyor diyorum ve hiç olmazsa hayatımızda bir kere olsun misk gibi kokan bu salavatlar rüzgarına gönül kapılarımızı açalım...

Müellifi; Seyyid Muhammed b. Süleyman el-Cezulî, tasavvuf aleminin ışığı uzun ve yol gösterici deniz fenerlerindendir. Fas, Marakeş, Tanca, Mekke, Medine, Kudüs'te ilimlerine ilim katmış, Şazeli tarikatının öncülerinden bir sufidir. (Afrika'nın İslamlaşmasında ana aktör; tasavvuftur. Özellikle Şazeli tarikatına bağlı cihad birlikleri Afrika'nın sömürgeleşmeden kurtulmasında büyük rol oynamışlardır.)

Eserin yazılmasının da ayrı bir macerası vardır: El Cezuli, bir gün, abdest almak üzere bir kuyunun başına gitti. Eğildi. Kuyunun suyu pek berrak gözüküyordu, lakin kuyudan su çekeceği ne bir kova ne de bir makara sistemi vardı. Kolları sıvanmış şekilde sağa sola bakındı, kuyunun yan taraflarındaki çalıların otların arasına göz gezdirdi. Maksadı, kuyudan bir vesileyle su çekip abdest almaktı. O böyle sıkıntıyla suya ulaşacağı bir imkan ararken, yüksekçe bir yerden kendisini izleyen küçük bir kız ona seslenerek selam verdi, ona ismini sordu... El Cezuli ismini söyleyince, küçük kız onu ayıpladı. 'Bu kadar tanınmış bilinen bir üstadsın da o kuyudan suyu nasıl taşıracağını bilmez misin' dedi... Sonra kız koşarak, kuyunun yanına geldi, bazı dualar ederek kuyuya üfledi... Kuyunun suyu dipten gelen çalkalanmalarla yükseldi, yükseldi, taşmaya başladı... Öyle ki taşan suyla bir güzel abdestini alıvermişti El Cezuli...