Bir medeniyetin ölümü...
Trump'ın İran'ı silme tehdidi aslında Batı medeniyetinin çöküşünü ifşa etmişse, 18. yüzyıl bir devleti bine yakın yıllık medeniyete karşı nasıl yükseltebilir?
Yazar, Trump'ın İran'ı tarihten silme tehdidinin aslında ABD'nin ve bağlı olduğu Batı medeniyetinin çöküşünü gösterdiğini iddia etmektedir. Bu iddiayı, ABD'nin kuruluşundan bu yana tarihinde kan dökücü, soykırımcı ve adaletsiz bir tutumla yükselmesine dayandırılır. Batı medeniyeti, tüketim odaklı ve doyumsuz bir yapıyla diğer medeniyetleri yağmalarken, İran gibi binlerce yıl tarih ve kültür biriktirebilmiş bir toplumu yok edemeyeceği vurgulanmaktadır. Ancak medeniyetlerin çöküşü aniden gerçekleşmez, bir kaynağa dayanmayan bu çöküş teorisi ne kadar ikna edicidir?
Ben bu yazıyı kaleme alırken, tüm dünya, İran'ın başına gelecekleri bekliyordu. Çünkü ABD Başkanı Mr.Trump, şayet istedikleri anlaşmaya uymazlarsa İran'ı tarihten sileceği tehdidini savurmuştu: ''... Bu gece bir medeniyet yok olacak!' diyerek...
Bir medeniyet nasıl yok olur, bir medeniyet nasıl ölür diye soracak olursanız, bu ölümün büyük feryadını atanın aslında İran değil, Mr.Trump olduğunu söyleyerek başlarım. Aslında parıltılı Amerikan tarihinin başlangıcından bu yana kan dökücü, yerinden edici, soykırımcı bir bakış açısı mevcuttur, ama Amerika'nın bu kanlı tarihinde, sadece kuruluşundaki Kızılderililer yoktur. Vietnam'dan, Nagazaki'den, Hiroşima'dan, siyahi ve renkli vatandaşlarına yaşattığı cehennemi andıran ırkçılık yıllarından bakacak olursak, ABD'nin insanları kitleler halinde öldürerek veya ezerek gücünü ispatladığını ve yükseldiğini düşünenler açısından, hukuk değil, Orman Kanunu'ndan başka bir ölçüt de yoktur...
Amerikan varoluş felsefesi, biraz da okyanus aşırı bir coğrafyanın sağladığı ironi ile Amerikan olmayan herkesi yabancı, uzak ve dahi düşman gören aslen kabileci reflekslere dayanır. Mevcut başkanlarının da ağzından bir kez daha onaylanmış haliyle söyleyecek olursak, aslında Amerikan olmayanlara kapalı dolayısıyla da insansız bir medeniyettir. Onun insan haklarından anladığıysa, beyaz ve Hristiyan Amerikalıların haklarıdır sözgelimi.
Nitekim benzer ayrımcılığı Birleşmiş Milletler ve bağlı uluslararası tüm merciler de yaptıkları için, bugün Birleşmiş Milletler de tıpkı ABD gibi insansızlıkla maluldür. Beş veto patronunun dışında diğer ülkeler ve de milletler 2. sınıftır. Dolayısıyla insanlıktan kısıtlıdırlar.
Bu bakış açısı ve icraatlar bize göstermektedir ki dünya muktedirlerinin gişesinde; evrensel ilkelere yaslanmış, insanlığın barış ve esenliğine dayalı bir hukuk mefkuresi, çölde görülecek bir seraptan bile imkansızdır.
Roma Hukuku'ndan beri böyledir peregrinus'un kaderi. 'Per' ötededir. Peregrinus, yani yabancılarsa, öteden gelmiş, ötede durmakta olanlardır. Bu uzaktaki insanları, değerleri, eserleri, anlamları ne olursa olsun bazen kullanışlı birer tüccar veya diplomat olarak kabul ederler, işlerine geldiğince, ama rüzgar bir kez tersinden esmeye görsün, yabancı derhal azılı bir düşman simyasına bürünür. Hasılı bizim Roma'da yabancılık hiçbir zaman tekin bir iş olmamıştır.
Yerimiz dar olduğu için şu cümleyle işaretleyip geçelim; ABD, Roma'nın sekerat halidir. Sekerat, ruhun bedenden ayrılma halinde yaşanan bir zorluktur ki, can çekişme veya ölüm sarhoşluğu da derler.
Dolayısıyla Mr.Trump; '.. Bu gece bir medeniyet yok olacak' derken, aslında kendi ölümünü ifşa etmektedir. Bu kadar adaletsizlik, bu kadar çirkeflik, bu kadar pervasızlıkla, tarihin çok çok gerisine düştüler. Bu düşüşün ilamıdır bu tehdit... Asıl ölen medeniyet Amerika'nın bağlı olduğu Roma'dan bu yana hüküm süren Batı medeniyetidir.

11