Ayakkabıları elinde ölen çocuk...

Geçtiğimiz hafta İstanbul'da yaşanan sel afeti neredeyse küçük bir kıyameti andırdı. Ne yazık ki halk, adeta kendi başına terkedilmiş gibiydi...

Ve Hafız Mahmut Işıldak, henüz 13 yaşında, selin, yağmurun arasında elektrik akımına uğrayarak hayatının ilkbaharında bile değil, gök/baharında yere cansız yığılıvermişti. Gök-ekin gibi biçilivermişti, Hafız...

Oysa hepimiz başka ve çok daha önemli gördüğümüz haberlerin peşindeydik. Sabahtan akşama kadar hepimizin tiksinerek baktığı ''fon- borsa- yolsuzluk- rüşvet- şantaj-hırsızlık- mülke çökme- çeteleşme' gibi envai çeşit kirli işleri işittikçe, bu sarmalda dönüyor başımız, savruldukça savruluyoruz... Sistemin sanki kanserli hücreleri gibi çoğalmış ve hepimizin sırtına ağır yük halinde binen o karanlık ilişkiler ağını, kesinlikle hiçbirimiz tasvip etmiyoruz! Siyaset ve yargı, inşallah en kısa zamanda temizlenme, arınma yollarını bulacaktır. Bulmalıdır. Çünkü bu sadece kriminal bir kalın dosya değildir, ucunda ahlaki çöküş olan, kurumsal güvensizlik olan karanlık bir sosyolojiyi işaret eden büyük bir sinyaldir... Bizim şimdi her şeyden önce, iyi şekilde işleyen/ işleyecek/ iş görecek bir hukuk-yargı sistemine ihtiyacımız var!

Zaten konuşulan rakamları tam olarak anlamamız bile mümkün değil, kalemle yazamayacağımız kadar çok sıfırlı bir açgözlülük. Anlamsız, gayesiz, sınırsız, hedefsiz bu açgözlülüğün; aynı zamanda masumların, yetimlerin, dulların, yoksulların, garip gurebanın, sesi çok çıkamayanların ahı da olduğunu, olacağını hepimiz az çok biliyoruz aslında...

Hafız Mahmut'un babası 6 ay evvel vefat etmiş. 5 kardeşmişler, bir de anneleri... Fatih'in Çarşamba'sını özellikle Çukurbostan'ı bilenler bilir; daracık sokaklar, köhnemiş apartmanlar, birbirine eğilmiş yoksul fersiz ışıklar, sokaklarda oynayan, cıvıldaşan çocuklar...

''Aman..' demiş bizim Hafız!

''Aman suların içine girersem şimdi hiç iyi olmaz, eskiyip kirlenmesin, sağı solu açılmasın ayakkabılarımın, yenisini almaya güç yetmez!' Evde bekleşen bir anne ve kardeşleri... Ellerinde sımsıkı tuttuğu pabuçları..

''Bismillah!' demiş de basmış ayaklarını suya. Der demez... Dalmış sanki İbrahim'in ateşine! Bilemeyiz güle çevirip çeviremediğini amma, yağmur çok gözyaşı dökmüş üstüne. Küçük cenazesini kaldıranlar o kadar çok imiş ki, insan denizinin üzerinde yüzen bir kayık olmuş sanki tabutu... İsmi Mahmut, soyadı Işıldak. Işıl ışıl...