Amin'ler denizi...

Zilhicce ayının en kıymetli vakitlerinden geçiyoruz. Hacca geri sayım başladı. Yüzbinlerce hacı adayı, Mekke'yi, Medine'yi, Mina'yı, Arafat'ı doldurdu. Birer yıldız gibi parlayarak, o mübarek beldelerde bizleri temsilen yüce Rabbimize dualar ediyorlar.

Modern zamanlar ve coğrafyamızın politik sıkleti, bizleri her ne kadar maneviyattan uzaklaştırmaya dönük olsa da hiç olmazsa 'kurban' günlerine yaklaştığımız şu vakitlerde, istikamete dair birkaç kelam sarf etmek istedim. Bizim söz orucumuz da bugünlük böyle olsun, kısa süreliğine dünyayı kapının arkasına bırakalım... Allah'tan Peygamberinden bahsederek bağlayalım sözü...

Kalp, ona nazar ettiğinizde yeşeren bir çiçek gibidir. Şu kısacık bayram öncesi günlerde, az bir vakitte dahi olsa kalbimize nazar kılalım, hatta kalplerimize çekilelim. Bir tam gün olmasa da birkaç saatliğine bile olsa, hayattan geri durarak, tefekküre dalalım. Ramazan ayının son 10 gününde gerçekleştirilen 'itikaf' benzeri bir yavaşlama teklifi bu aslında. Çünkü her şey o kadar hızlı akıp geçiyor, her şey o kadar kalabalık halde tükeniyor ki, bu yavaşlama hatta biraz durmak, durup düşünmek, tefekkür etmek, adeta düşmana teslim edilmemesi gereken o son kalenin içini tanzim ve tahkim etmeye benzer.

Ragıp el İsfehani 'Müfredat' adlı eserinde 'itikaf' kelimesinin etimolojik evini; bağlılık, bir şeye sımsıkı bağlanmak, ona yönelmek ve asla ondan ayrılmama manalarıyla tarif ediyor. İşte bizler de duaların göklere Lebbeyk'ler eşliğinde yükseldiği şu günlerde, itikafa benzer bir içe dönüşle, Rahman ve Rahim olana bağlılığımızı yeniden tazelemeliyiz.

Bayrama 3 gün var... Gözleriniz yaşarıyor mu hiç Özledikleriniz, yollarını gözledikleriniz, bir daha gelemeyecek, dönemeyecek olanlar, kapınızı çalmasını bekledikleriniz, her gün bir bir eksilen, ahirete uğurladığınız arkadaşlarınız, kabristanlarda açmış en kırmızı güller, zambaklar... Her şey gidiyor, bulutlar, denizler, günler, aylar, kuşlar, kitaplar ve insanlar... İnsan gitmekten ibaret sanki. Dava, giderken hoş bir seda bırakabilmek...

Efendim, Peygamber Efendimiz hoş seda ve hoş eda sahibi, gayet zarif bir kimseydi, merhameti, kalbinin inceliği ile yaşadığı toplumda hemen seçilir, bilinirdi. Bu güzel Peygamberin zaman zaman gözlerinden dökülen yaşlar, onun son Peygamber olarak insani yönlerini daha yürekten anlamamıza, onun 'alemlere rahmet olarak gönderilmiş' şahsiyetini, rahmet peygamberi olma ekseninde idrak etmemize imkan sağlar...

Hz. Peygamber, sahabeleriyle birlikte kabristana gittiğinde bazı zamanlarda oturur ve onlara ölümden, kabir hayatından bahsederdi. Ashabına, birbirlerine ölümü çok hatırlamalarını öğütleyen Resûlullah (sav), bu sohbetlerin ardından inci misali gözyaşlarını döker, ashabı da onunla birlikte ağlardı...