Yazı, Türkiye'nin Ortadoğu'da ABD, İran ve İsrail eksenli kaosun içinde aktif bir denge stratejisi geliştirdiğini iddia ediyor. Bu iddianın temelinde Kerkük'teki Türkmen vali seçimi ve Suriye'deki askerî varlık gibi somut hamleler bulunuyor. Ancak Ankara'nın bu "sessiz sistem kuruluşu" savunmasız halkları korumak mı, yoksa bölgesel nüfuz elde etmek mi amaçlıyor?
Bölge ve dünya, ABD, İsrail ve İran eksenli karmaşanın etkisi altında yön ararken, çıkış yolu şimdilik sorularla dolu görünüyor. Çin sessizliğini koruyor; ancak arka plandaki hamleleri de dikkatlerden kaçmıyor. Bu nedenle İran'ı okurken Çin'i de hesaba katmak gerekiyor. Avrupa ise kendine yeni kapılar ve ittifaklar arayışında. Türkiye'nin etkisinden çekindiği de açık; Ursula von der Leyen'in ifadeleri bu kaygıyı yansıtıyor. Türkiye'yi sadece bir devlet olarak değil, tarihsel mirasın devamı, yani bir medeniyet perspektifiyle algılıyorlar. Aslında bu bakış bütünüyle haksız sayılmaz. Medeniyet kurma ve inşa etme kabiliyetine sahip yapılar, Avrupa açısından her zaman temkinle karşılanır. Eğer bu kabiliyet Avrupa'nın içinden çıkmış olsaydı, bu kadar tedirginlik oluşmayabilirdi. Ancak bugün Avrupa'nın eski paradigma ile yeni bir dünya kurmakta zorlandığı açık. Bu nedenle yeni bir kurguya yönelmek zorunda. Bu noktada İngiltere'nin her zamanki gibi bir adım önde olduğu ve Türkiye ile geliştirdiği yeni stratejik ilişkilerin bu tabloyu tamamladığı görülüyor...
Tüm bu çıkmazların ortasında Türkiye'nin sessizce bir sistem kurmaya çalıştığı dikkat çekiyor... Suriye ve Irak hattına bu gözle bakıldığında daha net bir tablo ortaya çıkıyor. Kerkük'te yıllar sonra bir Türkmen valinin seçilmesi sıradan bir gelişme olarak görülemez. Bir yanda İran etkisi, diğer yanda ABD baskısı ve terör örgütleri, özellikle PKK'nın oluşturduğu tablo içinde yönünü kaybetmiş bir Irak'ı, kalkınma hattına yönlendirmeye çalışan Türkiye'nin neyi hedeflediği daha anlaşılır hâle geliyor. Türkiye, sorunların çözümünde denge merkezi olma iddiasını sahada somutlaştırıyor. İsrail'in bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyen saldırgan yaklaşımına karşı, bu dengeyi tersine çevirmeye yönelik stratejiler geliştiriyor. Irak içindeki son gelişmeler de bu denge stratejisinin bir parçası olarak okunabilir. Türkiye, çevresindeki dizaynı başkalarına bırakmama kararlılığını uzun zamandır sürdürüyor ve bölgedeki aktörleri de buna göre şekillendiriyor. Bu bağlamda Kerkük'te Türkmen bir valinin seçilmesi, Ankara'nın kadim aklına dayanan cesaretinin ve stratejik hamle kabiliyetinin bir yansımasıdır.
Suriye sahasında Palmira gibi kritik bölgede askerî varlık oluşturma hedefi de aynı stratejinin devamı olarak değerlendirilebilir. Böyle bir adım, yalnızca askerî değil, aynı zamanda bölgesel güç dengesi açısından da önemli bir mesaj taşır. Türkiye'nin güvenliği açısından bu tür hamleler, sahada fiilî denge kurma iradesini ortaya koyar. Kerkük ile Palmira arasında kurulan bağ, Ankara'nın ne yapmak istediğini daha net şekilde gösterir.

25