Millî hafızanın taşıyıcıları: Turan, mefkûre ve Azerin

Tarih yalnızca savaşlarla, antlaşmalarla ya da devletlerin aldığı kararlarla yazılmaz. Milletlerin hafızasında yaşayan isimler, hikâyeler ve eserler de tarihin en güçlü şahitleri arasındadır.

Ne var ki bazı dönemlerde sahte kahramanlar öne çıkarılırken, gerçek kahramanlar unutturulmaya çalışılır. Hakikatin üzeri örtülür; fakat millet hafızası, kendisine ait olanı bütün baskılara rağmen korumayı bilir.

Bunun en anlamlı örneklerinden biri "Çırpınırdın Karadeniz" eseridir.

Şehit şair ve mütefekkir Ahmet Cevat'ın 1914 yılında kaleme aldığı şiir, büyük Türk bestekârı Üzeyir Hacıbeyli'nin notalarıyla unutulmazlar arasına nakşedilmiştir. Bu eser, Kafkas İslam Ordusunun kahramanlık destanına duyulan minnetin musikideki ifadesidir.

Allah bana da yıllar önce Kafkas İslam Ordusu üzerine hazırlanan ilk belgeseli yapmayı nasip etti. Bu sebeple bu eserin hikâyesini yalnızca kaynaklardan değil, bizzat yaşayarak öğrenenlerden biri oldum.

Sovyet döneminde yasaklanan "Çırpınırdın Karadeniz", resmî ideoloji tarafından susturulmak istendi. Ancak millet hafızası onu korudu; nesilden nesile taşıdı.

Türkiye'de ise özellikle Ülkü Ocakları ve Milliyetçi Hareket Partisinin mefkûre dünyasında bu eserin yaşatılması, unutulmamasında önemli rol oynadı.

Ancak onu yeniden milyonlarla buluşturan isim, Turan ülküsünü sanatına ve hayatına nakşetmiş sanatçı, fikir insanı ve kalubeladan bu yana dostum AZERİN oldu.

AZERİN'in sessiz mücadelesi

Bugün birçok kişi şu duruma şaşırabilir:

Çünkü Azerbaycan'da yıllarca yaşanan kültürel mücadeleyi, devlet kurumları içerisindeki farklı anlayışları ve bu tür eserlerin hangi engellerle karşılaştığını herkes bilmez.

Oysa gelecek nesillerin bu süreci öğrenmesi gerekir.

"Çırpınırdın Karadeniz" yeniden popüler kültüre kolay girmedi.

AZERİN, bu eseri repertuvarında yaşatabilmek için zaman zaman sahnede bile mücadele verdi.

O dönem Sovyet zihniyetinin izlerini taşıyan, Türklük bilincinden ve İslami değerlerden rahatsız olan anlayışlar etkilerini sürdürüyordu.

Fakat zamanın ruhu değişti.

Bir zamanlar "Bu eseri okuma" diyenler, daha sonra "Ne istiyorsan söyle, istediğini oku" demeye başladılar.

Bu değişimde Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in hem eserin taşıdığı anlamı hem de AZERİN'in üstlendiği kültürel misyonu doğru okumasının önemli payı oldu.

Nitekim "Halk Sanatçısı" ünvanını da kendisine İlham Aliyev verdi.

Karabağ Zaferi'nin ardından kültür politikalarında önemli değişiklikler yaşandı. Millî değerlere mesafeli birçok isim görevlerinden uzaklaştırılırken, millî hafızayı besleyen eserler daha güçlü şekilde sahiplenilmeye başladı.

Kültürel mücadele de Millî Mücadelenin bir parçasıdır

Benzer süreçleri Türkiye'de de gördük.

Millî hafızaya mesafeli duran, kendi milletinin değerlerine yabancılaşmış anlayışların kültürel alanda nasıl etkili olmaya çalıştıklarına hep birlikte şahit olduk.

İşte o zaman anladım ki kültürel mücadele de millî davanın ayrılmaz bir parçasıdır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kültür alanında ortaya koyduğu vizyonun gerçek değeri, kanaatimce yıllar geçtikçe daha iyi anlaşılacaktır.

Özellikle TRT bünyesinde hazırlanan diziler, belgeseller ve kültür programları yalnızca ekranlara içerik sunmadı; aynı zamanda millî hafızanın yeniden inşasında önemli rol oynadı.

Çünkü güçlü kültür, güçlü siyaseti besler.

Millî hafıza ise mefkûre sahibi nesiller yetiştirir.

Bir telefon... Bir gözyaşı...

Yıllar önce...

Bakü'nün nezih mekânlarından İzmir Restoranında sahne alıyordu.

Bir gün beni aradı.

Sesindeki kırgınlığı ve öfkeyi daha telefonda hissedebiliyordum.

"Buluşalım." dedi.

Buluştuk.

AZERİN kolay ağlayan biri değildir.

Vakarlıdır.

Metanet sahibidir.

Ama o gün gözyaşlarını tutamadı.

"Ne oldu" diye sordum.

Şöyle anlattı:

"Sahnede 'Çırpınırdın Karadeniz'i söylüyordum. 'Azerbaycan bayrağını Karabağ'da asacağız' dediğim sırada salondaki tanınmış isimlerden biri masanın altından bana sus işareti yapmaya başladı. Önce yanlış anladığımı düşündüm. Aynı hareketi birkaç kez tekrarlayınca ne demek istediğini anladım. Rahatsız olduğu şey Türk'ün bayrağıydı."