Küresel dönüşüm sürecinde İsrail tehdidi

İsrail'i küresel tehdit olarak gören yazı, onunla baş edebilmenin tek yolunun 'anladığı dilden konuşmak', yani nükleer silah sahibi olmak olduğunu savunuyor—ama bu mantık bölgesel istikrarı artırır mı yoksa yeni bir silahlanma yarışı başlatır mı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, İsrail'in siyonist yapı ve Anglosakson desteğiyle kurulan, artık bağımsız küresel aktör olmaya çalışan bir tehdit olduğunu iddia ediyor. Bu iddiayı, İsrail'in bölgedeki askeri ve ekonomik genişlemesiyle, çok uluslu şirketler aracılığıyla devletlere sızmasıyla destekliyor. Ancak yazarın çözüm önerisi—nükleer silahlanmak—sorgulanıyor: Bu, gerçekten bölgesel istikrarı sağlayacak mı, yoksa güç dengesi yerine güç çoğalması dönemini mi başlatacak?

100 yılı aşkın sürede nihai hedefleri için devletleri çökerten sisteme önayak olan siyonist yapı, İsrail'i kurdu. Elbette bu, Anglosakson destek olmadan mümkün olamazdı. Çünkü bugün olduğu gibi dün de dönemin güç merkezi kimse, onun şemsiyesi altına sığınarak hareket eden, güç devşirme zihniyetini barındıran bir yapı söz konusudur.

Dün yaptıklarını anlamadan bugün yapılanları anlamlandırmak zor olacaktır. Siyasi tarih arka planını öğrenmek ve öğretmek artık bir zorunluluk hâline gelmiştir. Bunun okullarda dahi anlatılması gerekmektedir. Bu siyonizm belasının hedeflerini anlamalı, ne zaman, kimler tarafından maşa olarak kullanıldığını da hesaba katmalıyız...

İkinci Dünya Savaşı sonrası mağduriyet söylemi üzerinden zihinler devşirildi. Almanya âdeta İsrail'in kölesi hâline getirildi. Bugün baktığımızda, Hitler'in yaptıklarından daha acımasız eylemleri Netanyahu ve İsrail devleti gerçekleştirmektedir. Oysa yıllarca Nazilerin yaptıkları üzerinden dünyada güç elde ettiler, yayıldılar. Siyonist yapı ile terör yapısı arasında bir fark var mı Yoktur. Günümüzde elinde nükleer silah bulunan, hukuk tanımaz, sapkın bir inanç üzerinden kendine alan açmaya çalışan vahşi bir yapı ile karşı karşıyayız. Bu yapı sadece bölge için değil, dünya için de büyük bir tehdittir.

Peki şimdi ne yapmaya çalışıyor Açık: Genişlemek ve küresel bir aktör olmak istiyor... Kendisi gibi düşünmeyenleri öldürmekten çekinmiyor. Çünkü bugüne kadar arka planda yaptığı tüm eylemler küresel aktörler tarafından desteklendi. İsrail istihbarat örgütünün kirli faaliyetlerini Epstein dosyalarından çok daha net ve kapsamlı şekilde göreceğiz. İleride nasıl dosyalarla karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Ancak şu açık: Şantaj ve kirli ilişkiler üzerinden siyasete yön verenler, insanları köleleştirerek kendi çıkarları doğrultusunda kullanmıştır ve kullanmaktadır.

İsrail kurulana kadar dünya siyaset tarihine ve savaşlar zincirine yeniden baktığımızda, İsrail kurulduktan sonra Filistin topraklarına yönlendirilen Yahudi göçünün özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında hız kazandığı görülmektedir. Oluşturulan "Hitler korkusu" atmosferi, Yahudi göçünün Filistin'e yönlendirilmesinde kullanıldı. ABD'ye zengin ve iş gücü yüksek Yahudilerin göç etmesi de ayrıca analiz edilmesi gereken bir konudur. Amerika'yı kendilerine küresel merkez hâline getiren bu yapı, sonrasında İsrail'i bir vatan olarak güçlendirmek için ABD'yi sonuna kadar kullanmıştır. Yani bir anlamda akıl ve finans gücüyle İsrail devletinin kurulması ve bölgede kalıcı hâle gelmesi sürecinde ABD'deki siyonist etkinin rolü inkâr edilemez.

Yeni döneme gelecek olursak;
İsrail kuruldu, ancak sürekli bir şemsiye altında kalmak siyonist yapıyı tatmin etmiyor. ABD olarak bildiğimiz, ancak siyonist yapı tarafından yönlendirildiği iddia edilen siyasi zemin üzerinden İsrail, artık bu şemsiyeden çıkmayı ve yeni dünyanın bağımsız aktörlerinden biri olmayı hedefliyor. ABD'nin gücünü, İsrail'in bölgesel bir aktör olma yolunda kullandığı bir sır değildir. ABD ile Çin arasındaki rekabeti de kendi bağımsız aktör olma hayali için bir fırsat olarak değerlendirdiği açıktır. İsrail, elindeki ABD gücünü denizlere ve ticaret koridorlarına hâkim olmak için kullanmaktadır.

Amerika'daki sistem ise İsrail gibi ağır bir yükten kurtulacak gücü henüz ortaya koyamamaktadır. Avrupa yeni yeni ses çıkarmaya başlamıştır; ancak orada da karşı koyabilecek bir güç henüz açık bir meydan okuma sergileyememektedir. Bunun nedeni ise devletlerin kılcal damarlarına kadar işleyen eski yöntemlerdir. Bu yöntemler anlatılmadığı ve öğretilmediği için toplumların uyanışı gecikmektedir.