İsrail'e "tek bombalık ülke" kamuflajı!

ABD Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, katıldığı canlı yayında İsrail'e ilişkin dikkat çekici bir değerlendirmede bulundu. Witkoff, İsrail'i "tek bombayla yok olabilecek bir ülke" olarak tanımladı. Ancak bu ifade, inandırıcılıktan uzak bir söylem olup uluslararası kamuoyunu etkilemeye yönelik algı operasyonunun parçası olarak görülmelidir.

Çünkü İsrail kendi başına kurulmuş bir devlet değildir. Kuruluşundan itibaren dinî yaklaşımlar ve ideolojik motivasyonlar bugünkü tablonun temelini oluşturmuştur. Bu nedenle dünyadaki sistemlerin nasıl kurgulandığına, devrimlere ve devrimler sonrasında ortaya çıkan yeni düzenlere yeniden bakmak gerekir... Avrupa'da sağ iktidarların şekillendirdiği ve zamanla aşındırdığı siyasi ortamın arkasındaki aklı da doğru analiz etmek gerekir. Bu nedenle, Steve Witkoff'un "tek bombalık ülke" olarak tanımladığı İsrail'i değerlendirirken, siyonist yapının İsrail dışındaki küresel etkisini hesaba katmadan bu sözlerin ardındaki niyeti anlamak mümkün değildir.

İsrail kendi başına bir güç değildir. Hatta kendi başına kurulması da mümkün değildi. Dolayısıyla "tek bombalık ülke" söylemi, gerçeklikten öte siyasi söylemdir. Amaç, İsrail'i acındırmak ve kendi kamuoylarını yürütülen savaş politikalarına ikna etmektir.

Gazze'de bu kadar büyük bir yıkım ve soykırım gerçekleştiren yapı için "bir bombalık ülke" ifadesini kullanmak, gerçeği ters yüz etmek anlamına gelir. Çünkü İsrail, küresel sistemlerin desteği olmadan ayakta kalabilecek yapı değildir. Dünyadaki pek çok siyasi ve finansal mekanizma, İsrail'in varlığını sürdürmesine hizmet edecek şekilde işlemektedir...

Bu noktada asıl mesele İsrail ve küresel siyonizm ilişkisidir. Hatta şu soruyu sormak gerekir: Dünyada kaç tane İsrail vardır!.

Son beş yüz yılın küresel güç dengelerine dikkatle bakıldığında oldukça çarpıcı bir tablo ortaya çıkar. Devletlerin tarih sahnesindeki serüvenleri incelendiğinde şu soru kaçınılmaz hâle gelir: Nasıl oluyor da bazı yapılar, koca devletlere borç verebilecek kadar güçlü bir konuma ulaşabiliyor.. Kendi devletleri olmayabilir; ancak buna rağmen birçok devleti kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirebilecek geniş bir etki alanı oluşturabildikleri görülüyor.

Öte yandan tarih boyunca her yüzyılda bir ciddi krizler ve çatışmalarla karşılaşmaları da dikkat çekicidir. Bunun sosyolojik nedenleri üzerinde düşünmek gerekir. Çünkü içinde bulunduğumuz dünya sisteminde siyasetin biçimlenişinden finansın akışına, yer altı zenginlikleri üzerindeki mücadelelerden küresel güç projeksiyonlarına kadar pek çok senaryoda siyonist yapıların etkisi görülmektedir...

Anglosakson güç merkezlerinin de bu sistemi uzun süre kullandığı anlaşılıyor. Bir bakıma taraflar birbirini tamamlayan bir ilişki içinde hareket etmişlerdir. Bu durum, İslam karşıtı tutumun tarihsel köklerini anlamayı da kolaylaştırır. Haçlı mantığı, çıkar ve kaynak mücadeleleri ile dinler arası rekabet tarih boyunca iç içe geçmiştir.

Sovyetler Birliği'nin kuruluş sürecine yeniden bakmak da bu çerçevede önemlidir. Dindar Çarlık Rusya'sı çökerken yerine kurulan Bolşevik sistemin önde gelen isimlerinin önemli bir kısmının Yahudi kökenli olması sıkça tartışılan bir konudur. İdeolojiyi üreten, uygulayan ve finansmanını sağlayan merkezlerin aynı yerlerde yoğunlaşması birçok kişi için dikkat çekici tablo oluşturmuştur.