İran'a ve bölgenin tamamına yönelik İsrail'in hangi hedefleri taşıdığını uzun zamandır biliyoruz.
Katil Netanyahu'nun, kendi siyasi geleceğine ilişkin kaygılarla bölgeyi nasıl bir ateş çemberine dönüştürdüğü artık herkesin gördüğü bir gerçek. Üstelik siyonist zihniyetin bölge topraklarına yönelik işgalci yaklaşımı da yeni değil; tarihsel bir sürekliliğe sahip.
Geçmişten bugüne siyonist yapının dönemin güç merkezleriyle nasıl ortak hareket ettiğini tarihî veriler ortaya koyuyor. Netanyahu'nun küresel sistem içerisindeki ortaklıkları ve İsrail'in siyonist yönetiminin nasıl bir gelecek tasavvuruna sahip olduğu da artık resmî açıklamalarla daha görünür hâle geliyor.
İsrailli eski Askerî İstihbarat Müdürü Tamir Heyman'ın bir televizyon programında yaptığı açıklamalar da bu gerçeğin dikkat çekici bir itirafı niteliğinde. Heyman açıkça şunu söylüyor:
"İran işgaline Erdoğan engel oldu. Trump'ı ikna etti ve Trump operasyondan vazgeçti."
İran süreci neden önemli
İran meselesine tek boyutlu bakmak mümkün değildir.
Bir tarafta İngiltere, Çin ve İran arasındaki dengeler bulunurken, diğer tarafta bölgesel istikrar konusu yer almaktadır. Ayrıca Türkiye'nin çevresinde yeni savaşların üretilmesi ya da mevcut krizlerin derinleştirilmesi, bölgenin kaldırabileceği bir yük değildir.
Dahası, İran'ın istikrarsızlaştırılması Türkiye açısından da ciddi sonuçlar doğurabilecek bir gelişmedir.
İsrailli istihbaratçının, "İran'da Kürtlerin ayaklanmasını Erdoğan engelledi" sözleri de bu çerçevede dikkat çekicidir. Elbette bu ifadelerin içerisinde Kürtleri kışkırtmaya yönelik gerekçeler de bulunmaktadır. Ancak Erdoğan'ın süreç boyunca ortaya koyduğu tavır son derece nettir.
Bereketli topraklar üzerindeki hesaplar
İsrail, Fırat ile Nil arasındaki coğrafyada kendisine daha geniş bir alan açmak istemektedir. Bu bölge aynı zamanda önemli su kaynaklarına sahiptir. İsrail ise bu hedeflerini çoğu zaman teolojik referanslarla meşrulaştırmaya çalışmaktadır.
Dolayısıyla İran'a yönelik hamlelerin arka planı, İsrailli istihbaratçının ifadeleriyle bir kez daha teyit edilmiş olmaktadır.
Su kaynakları geleceğin meselesi gibi görünse de aslında bugünün stratejik mücadele alanlarından biridir. Bu nedenle geleceğe yönelik planları bugünden doğru okumak gerekir.
Erdoğan ise su kaynakları ve bölgesel hâkimiyet üzerinden üretilen gerekçelerin boşa düşmesini sağlayan bir pozisyonda durmaktadır.
İsrailliler bunu "Türkiye Kürtlerin devlet kurmasını istemiyor" söylemiyle açıklamaya çalışsa da meselenin özü bundan ibaret değildir. İsrail, Kürt ve Türk kartlarını kullanarak İran üzerinden daha geniş bir jeopolitik hedefe ulaşmak istemektedir. Bu hedef ise "demokrasi", "özgürlük" ve "kadın hakları" gibi kavramlarla pazarlanmaktadır. Oysa meselenin özü çok daha farklıdır.

25