İran satrancı

Uzun süredir ambargolarla yıpranan İran'a dair yapılan hesapların, İsrail lobisinin yönlendirmesi ve Donald Trump'ı ikna mekanizmasıyla birleşmesi, bugün karşımıza hatalı bir stratejinin yansıması olarak çıkıyor. Öncelikle şu tespiti yapmak gerekir: İsrail, kendi varlığını İran'ı tehdit olarak konumlandırarak korudu... Askerî doktrinini bu denli sert ve mezalim odaklı bir bakış üzerine inşa etmesinin anlaşılır yönleri olsa da kabul edilebilir bir tarafı yoktur. Kendi büyük hedeflerini kurgularken coğrafyanın dokusunu bozmayı esas alan bir siyasetle ne kadar ayakta kalabileceği sorusu ise hâlâ ortadadır. Bu kadar kanın aktığı bir coğrafyada nasıl bir gelecek tasavvur edildiği gerçekten merak konusudur...

İran'ı doğru okumak gerektiği açık. Yani; itiraf etmek gerekiyor ki, İran masum bir yapı değil. Bu konuda kesin olan bir şey var: Ezberlerle şekillenmiş İran algısı bizi yanıltır. "Kağıttan kaplan" söyleminin bugün karşılık bulmadığını da artık görüyoruz. İsrail'in, İran çevresindeki herkesi ona karşı konumlandırma çabası da boşuna değil; zira İran bu düşmanlık için zaman zaman gerekli zemini kendisi üretmiştir. Bunu inkâr etmek gerçekçi olmaz. Ancak bu durumu, mezalimiyle tarih yazan ve soykırım suçlamalarıyla anılan bir aktörün yönlendirmesiyle anlamaya çalışmak da ayrı bir yanılgıdır. İsrail gibi gözü dönmüş vahşi yapının kullanmak istediği yol haritası dolayısıyla İran üzerine coğrafyanın hafızasında mevcut olan Tahran'a yönelik olumsuz bakış açısını derinleştirmek ve herkesi İran karşıtı konuma oturtmak mottosunu düzgün okumamız gerekiyor. Zira İsrail, İran üzerinden "ahlak" dersi verecek konumda değildir!..

Gelinen noktada günlerdir "düşecek" denilen bir İran yerine, "direnen" bir yapı ile karşı karşıyayız. İran'ı anlamak için onun varlık gerekçesini, kendisini konumlandırdığı yeri ve ideolojik zeminini göz ardı etmemek gerekir. Şii doktrini ve bu doktrinin hedeflediği ufuk kabul edilsin ya da edilmesin, bu gerçeklik hesaba katılmadan İran'ı anlamak mümkün değildir. İran'ın ölümden çekinmeyen, rejimin ise hem ölmekten hem öldürmekten imtina etmeyen bir karakter sergilemesinin arkasında da bu yaklaşım vardır. (Şii itikadına göre) kendilerini, Mehdi'nin gelişine kadar yeryüzünde onun temsilcisi olarak gören bir anlayış söz konusudur. Teolojik boyutu tartışmak ayrı bir mesele; ancak bu zemini görmeden yapılan her analiz eksik kalır.

İran'ı etnik fay hatları üzerinden parçalama fikri ise bugün için karşılık bulmuyor. İsrail'in arzu ettiği bu senaryonun ne kadar gerçekçi olduğu tartışmalıdır. Donald Trump'ı bu yönde ikna eden yaklaşımın, gelinen noktada nasıl bir yol haritasına dönüşeceğini zaman gösterecek. Satranç bilenler iyi bilir: