İran sosyolojisine dair yerleşmiş birçok algının yıkıldığına şahitlik ediyoruz. ABD-İsrail ortak işgal girişimi üzerine daha çok yazılıp çizileceği açık. Aynı zamanda İran hakkında okunması gereken kitapların ve çıkarılması gereken önemli derslerin bulunduğunu da görüyoruz.
İran üzerine birçok yorumcunun yüzeysel bilgilerle ve ezberlerle konuştuğu zaten bilinen bir durumdu. Şimdi İran'da yaşananlar ise bize, bu ülkeye çok daha farklı ve derin bir analitik bakışla yaklaşmamız gerektiğini gösteriyor.
ABD-İsrail işgali üzerine bize dayatılan tez şuydu:
"Halk ayaklanır ve rejimi devirir."
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın tespitlerinin ne kadar isabetli olduğunu, işgal girişimi başlamadan önce yaptığı açıklamadan anlıyoruz. "Havadan saldırıyla İran'da rejim yıkılır mı" sorusuna verdiği cevap son derece keskin ve netti: "Hayır, yıkılmaz."
Bu net cevap; yılların birikimini, saha tecrübesini ve İran'ın karakteristik yapısına duyulan derin aşinalığın verdiği güveni yansıtıyordu.
"İran başka yere benzemez" tanımı üzerine yeniden düşünmek gerekiyor. Hem 12 günlük savaş hem de şimdi başlatılan savaş bize, özellikle İran sosyolojisi üzerine yorum yaparken çok daha dikkatli olmamız gerektiğini öğretiyor.
Katil Netanyahu'nun öngördüğü, kurguladığı tablonun ortaya çıkmaması, ABD ve İsrail açısından yeni bir açmazın oluştuğunu da gösteriyor. Evet, İran yara alıyor. Evet, çökertilmesi için her şey yapılıyor. Lakin sadece medyayı taradığımızda ve sosyal medyada yayımlanan tepkilere baktığımızda İran halkı için tek bir ifade kullanılabilir:
"Cesur ve direnen halk."
Kendi içindeki sorunları saklamadan konuşan, bunu sokağa da yansıtan bir toplumdan söz ediyoruz. Özellikle kadınların başörtüsü üzerinden özgürlük taleplerinin olduğunu biliyoruz. İran yönetimi içinde katı ve ılımlı kanatlar arasındaki mücadele de bilinen bir gerçek. Fakat bugün meydanda çoğunluğun tek yumruk hâlinde birleştiğini görüyoruz.
Evet, rejimin hatalarını söyleyen, hatta yaptıklarına karşı çıkanlar az değil. Muhalif sesler de az değil. Lakin Netanyahu'nun "çıkın ve rejimi devirin" çağrılarına karşılık veren bir halk manzarası ortada yok.
Evet, İran dışındaki bazı muhaliflerin, Pehlevi taraftarlarının İsrail ve ABD'nin işgalini alkışlayan gösterilerine şahit olduk ve oluyoruz. Ancak bu kesim İran toplumunun ne kadarını temsil ediyor İran içinde bombalar altında kahir ekseriyetin sergilediği birlik görüntüsü ile kıyaslandığında, İran dışında sevinç gösterileri yapanların sayısı gerçekten daha mı fazla
İran ne kadar dayanabilecek ya da ABD bu maliyeti yüksek saldırıları ne kadar sürdürebilecek
Burada sadece İran'ın değil, ABD'nin ve Başkanı Donald Trump'ın da yıprandığına şahitlik edeceğiz!.. Bu yorgunluğun en önemli göstergelerinden biri şu: Trump bir yandan Kürt gruplar üzerinden İran içinde çatışma ortamı oluşturma çağrıları yapıyor, ardından geri adım atıyor. İsrail ile birlikte hareket ediyor; çünkü yönetime gelirken kimlerden destek aldıysa şimdi o desteğin bedelini ödüyor.
Beden dilindeki ve konuşma tarzındaki değişim de bunu gösteriyor. Trump bunu böyle mi hesapladı, bilmiyoruz. Ancak ABD'deki savaş karşıtı siyasi aktörler, Trump'ın aslında ortada net bir planının olmadığını öne sürüyor.

21