"Şimdi neye yatırım yapmalı Dolar mı, altın mı, borsa mı, mevduat mı"
Bu soru yatırım dünyasının değişmeyen sorularından biridir. Ancak şimdi ki gibi belirsizliğin arttığı, piyasalardaki oynaklığın yükseldiği dönemlerde çok daha sık soruluyor. Oysa son otuz yılın verileri gösteriyor ki, asıl sorulması gereken, "Nasıl yatırım yapmalı"
Geçen hafta CNBC-e'de "4'te Ekonomi" programında Alaattin Aktaş ile yatırım araçlarının performansını konuştuk. Alaattin, TÜİK verileri üzerinden yaklaşık 30 yılı kapsayan bir reel getiri analizi yapmış. Bu analiz yalnızca yatırım araçlarının performansını değil, ekonomi politikalarının tasarruf sahiplerinin servetine nasıl yön verdiğini de ortaya koyuyor. Bence çalışmanın en dikkat çekici sonucu, yatırım araçlarının kaderini piyasalardan çok ekonomi politikalarının belirlemesiydi.
1997-2006 döneminde mevduat reel olarak yüzde 99 kazandırırken, sonraki yıllarda bu üstünlüğünü kaybediyor. Özellikle 2017 sonrasında yüksek enflasyon ve düşük faiz politikalarının birleşmesiyle TL cinsi tasarruflar reel olarak yaklaşık yüzde 60 eriyor. Başka bir ifadeyle, 100 liralık birikimin satın alma gücü 40 liraya kadar düşüyor. Bu tablo, tasarruf sahibinin en büyük düşmanının bazen piyasa değil, ekonomi politikaları tercihi olabileceğini gösteriyor. Diğer taraftan yatırımcılar ve tasarruf sahipleri arasında yıllardır canlı tutulan "döviz her zaman kazandırır" inancı da veriler karşısında sorgulanmayı hak ediyor.
Dolar ve euronun uzun dönemde enflasyona göre reel kayıp yaşaması, yatırımcıların çoğu zaman nominal artış ile reel getiriyi birbirine karıştırdığını ortaya koyuyor. Buna karşılık altın, küresel fiyat hareketleri ve kur etkisinin de katkısıyla otuz yılda açık ara en yüksek reel getiriyi sağlayan yatırım aracı oluyor. Altın uzun dönemde yüzde 515 reel getiri sağlıyor.
Doğru hisse ve sabır
Borsa İstanbul da endeks bazında önemli bir reel kazanç sağladı. Endeks bazında ikinci sırada yer aldı. Ancak burada da önemli bir ayrıntıyı atlamamak gerekiyor. Alaattin'in de altını çizdiği gibi endeks kazandırırken her yatırımcı aynı kazancı elde etmiyor. Çünkü doğru hisseyi seçmek kadar, o hissede sabredebilmek de gerekiyor.
İşte bu noktada devreye davranışsal finans giriyor. Nobel ödüllü Daniel Kahneman'ın çalışmalarıyla yaygınlaşan bu yaklaşım, yatırım kararlarının yalnızca ekonomik verilerle değil, psikolojiyle de şekillendiğini söylüyor. Creighton Üniversitesi'nden Bradley Klontz'un tanımıyla davranışsal finans, bilişsel psikolojinin finansa uygulanmasından ibaret. Daha basit bir ifadeyle, yatırımcının bilgiyi nasıl algıladığı, nasıl yorumladığı ve duygularını nasıl yönettiği, çoğu zaman yatırım aracının kendisinden daha belirleyici hale geliyor.
Analistlerin dikkat çektiği davranışsal hatalar da bunu doğruluyor.
Piyasalar düştüğünde panikle satış yapmak, sürekli alım satımla piyasayı yenmeye çalışmak, sosyal medyada herkesin konuştuğu yatırımın peşinden "kaçırma" korkusuyla koşmak ya da geçmişte çok kazandıran bir varlığın gelecekte de aynı performansı göstereceğine inanmak, küçük yatırımcıların en sık düştüğü tuzaklar arasında yer alıyor. Oysa tarih bunun tersini söylüyor. Büyük servetler çoğu zaman çok işlem yapanların değil, planına sadık kalanların elinde oluşuyor.

16