ABD'nin Venezuela'ya yönelik müdahalesi ve Maduro'yu zorla ABD'ye götürmesi güncellenmiş bir Monroe Doktirini çerçevesinde ele alınmalı. Mesele uyuşturucu, terör ya da demokrasi değildir. Asıl mesele, ABD'nin "arka bahçesi" olarak görülen Batı Yarımküre'de Çin'in artan ekonomik ve teknolojik nüfuzudur. Küresel güç dengelerinin ekonomi, para, enerji ve teknoloji ekseninde yeniden şekillenmesidir...
Venezuela'da yaşananlar ve Devlet Başkanı NicolasMaduro'nun zorla ABD'ye götürülmesini yalnızca "demokrasi", "uyuşturucu ile mücadele" ya da "otoriter lider" başlıklarıyla açıklamak yetersiz kalır. Son gelişmeleri, klasik Soğuk Savaş reflekslerinden ziyade güncellenmiş bir Monroe Doktrini çerçevesinde ele almak daha isabetli görünüyor.
1817-1825 yılları arasında görev yapan James Monroe, ABD tarihinin "sessiz ama etkili" başkanlarından biriydi. Karizmatik bir lider değildi; ancak son derece güçlü bir ekiple çalıştı. Bu ekip sayesinde, etkisi asırlarca sürecek kararların altına imza atıldı. Dışişleri Bakanı John Quincy Adams, Monroe Doktrini'nin gerçek mimarıydı. Savaş Bakanı John C. Calhoun orduyu modernleştirdi. Hazine Bakanı William H. Crawford ise mali disiplini sağladı.
1823'te ilan edilen Monroe Doktrini, ABD'nin Batı Yarımküre'ye yani Kuzey ve Güney Amerika'ya ilişkin temel dış politika ilkesiydi. Başta İngiltere, İspanya ve Fransa olmak üzere Avrupa güçlerinin Amerika kıtasına müdahalesini tehdit saymış, "Amerika Amerikalılarındır" anlayışını savunmuştu. Buna karşılık ABD de Avrupa'nın iç işlerine ve kolonilerine müdahale etmeyeceğini ilan etmişti. Doktrin başlangıçta savunmacı bir çerçeveye sahipken, zaman içinde giderek müdahaleci bir ruha büründü. Önce Kuzey ve Güney Amerika'yı kendi etki alanı olarak tanımlayan bu yaklaşım, bugün çok daha geniş bir coğrafyaya yayılma eğilimi gösteriyor.
Günümüzde açık sömürgecilik ve doğrudan işgaller belki geride kaldı; ancak ABD, ekonomi, teknoloji, enerji ve para üzerinden aynı etki alanı anlayışını sürdürüyor. Kendisine yönelik bir tehdit algısı oluştuğunda, kullandığı araçların sınırı genişletiyor.
Çin etkisi
Petro-dolar sistemi, ABD hegemonyasının tek dayanağı değildir; ancak en önemli ayaklarından biridir. Petrolün dolar cinsinden fiyatlanması, küresel ölçekte yapay bir dolar talebi yarattı ve ABD'ye benzersiz bir finansal alan açtı. Dünyanın kanıtlanmış en büyük petrol rezervine sahip ülkesi olan Venezuela ise bu sisteme açıkça meydan okudu. 2018'den itibaren petrol satışlarında doları devre dışı bıraktı; yuan ve diğer para birimlerini kabul etti, SWIFT dışı ödeme kanalları arayışına girdi. Bu tutum, ABD tarafından stratejik bir meydan okuma olarak algılandı.

22