Tarabya'dan Davos'a

Dünya Ekonomik Forumu'nun 56'ncısı Pazartesi günü Davos'ta "diyalog ruhu" temasıyla başladı. Daha önce 2005 ve 2018 yılları arasında aralıksız takip ettiğim Forum'a bu yıl gidemedim ama CNBC-e'den Berfu Güven'in yayınları ve röportajları ile uzaktan izliyorum.

Aslında oradaki panelleri değil, satır aralarını, söylenenleri değil, söylenmeyenleri takip etmeye çalışıyorum. Çünkü Davos'ta asıl hikaye sahnede değil, kuliste yazılır. Parlak ve cilalı panellerde çok konuşulur ama çok az somut sonuç üretilir. Bu panellerde yapılan öngörülerin önemli bir bölümü de gerçekleşmez. Davos'un orijinal fikirlerin ve çözümlerin üretildiği bir yer olmaktan çok, önemli buluşmaların mekanı olduğunu söyleyebilirim.

Ayrıca Dünya Ekonomik Forumu'na katılmak oldukça maliyetlidir. Ortaklık, katılım, konaklama ve ulaşım maliyetleri çok yüksek. Karşılığında muazzam bir konfor ya da iyi bir servis beklemeyin. Arabayla bir yerden diğerine gitmek imkânsız çünkü trafik çok sıkışık. Küçücük kasabadaki az sayıda restoran tıklım tıklım doludur ve servis de çoğu zaman kötüdür.

Peki o halde, bunca insan on binlerce dolar ödeyip, ulaşımı zor, 11 bin nüfuslu bu küçük bir dağ kasabasına neden giderler

Bunun başlıca nedeni Forumun kurucusu Dr. Klaus Schwab'tır; daha doğrusu Schwab'ın ticari dehasıdır. Binlerce milyarder ve milyoneri getirip, 4-5 gün burada tutmak ve bu süre boyunca tüm dünyanın ilgisini çekebilmek ticari ve organizasyonel yetenek ister.

Schwab'ı Güngör Uras'dan dinlemiştim. Güngör abi 2000 yılındaki bir yazısından bahsetmişti. Yazıda Schwab'ın Türkiye ile olan yakın ilişkisini anlatmıştı.

Buna göre 1970'lerde yönetim eğitimleri veren Klaus Schwab, Enka kurucusu Şarık Tara aracılığı ve TÜSİAD desteği ile 1975 yılında ilk uluslararası toplantısını Tarabya Oteli'nde düzenlemiş. İzleyen yıl ise İsviçre'nin Montrö kentinde Batılı, Türk işadamları ile petrol krallarını bir araya getirmek için uluslararası ilk büyük organizasyonunu yapmış.