Geçen yıl bu zamanlarda Türkiye-AB İş Zirvesi için Brüksel'deyken "Gümrük Birliği'nin yenilenmesi stratejik bir meseledir" demiştik. Aradan bir yıl geçti. Evet bazı ilerlemeler oldu ama bu stratejik meselede kayda değer bir ilerleme sağlanamadı. Üstelik şimdi önümüzde, Avrupa'nın "Made in Europe" hamlesi gibi meselenin önemini daha da artıran yeni bir gelişme var.
Avrupa Komisyonu'nun sanayi üretimini güçlendirmeyi, yatırımları kıtada tutmayı ve stratejik bağımlılıkları azaltmayı amaçlayan yeni sanayi politikası, Türkiye açısından ciddi bir sınav anlamına geliyor. Çin'e karşı rekabet gücünü artırmak için tasarlanan bu yaklaşım, Avrupa'nın üretim zincirlerine on yıllardır entegre olmuş Türkiye'yi de dezavantajlı duruma düşürebilir.
Burada kritik soruyu sormadan edemiyoruz. Türkiye "Made in Europe" kapsamına alınmazsa ne olur Ya da "Made in Europe" yerine "Made with Europe" yaklaşımı benimsenmezse.
Her şey bir anda sona ermez. Gümrük Birliği yürürlükte kalır, ticaret devam eder. Fakat Türk ürünleri Avrupa pazarına gümrüksüz girerken Avrupa'da üretilen ürünlere tanınan teşviklerden, satın alma avantajlarından veya yerel içerik koşullarından yararlanamazsa rekabet eşitliği bozulur. Gümrük vergisi ödememek, pazarda eşit koşullarda yarışmakla aynı şey değil.
Çağın ihtiyaçları
Bir başka ifadeyle, Gümrük Birliği kağıt üzerinde devam ederken ekonomik anlamı zayıflayabilir. Avrupa'da üretim yapan şirketler yeni yatırımlarını ve tedarik tercihlerini yerel üretimi destekleyen kurallara göre şekillendirirse Türkiye sipariş, yatırım ve istihdam kaybedebilir. Üstelik bu kayıp yalnızca bugünkü ihracatla sınırlı kalmaz; geleceğin üretim ağlarının dışında kalma riski de doğar.
Bu nedenle Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ile "Made in Europe" kapsamına girme meselesini birbirinden ayrı düşünemeyiz. Birincisi mevcut ekonomik entegrasyonu çağın ihtiyaçlarına uyarlamak, ikincisi ise bu entegrasyonun Avrupa'nın yeni sanayi politikası içinde korunmasını sağlamak demek.
1996'da yürürlüğe giren Gümrük Birliği, yaklaşık 23 milyar dolar düzeyindeki ikili ticaret hacminin bugün 220 milyar dolara ulaşmasına katkıda bulunan önemli bir kazanım oldu. Ancak dünya değişti. Hizmetler, dijital ekonomi, yeşil dönüşüm, kamu alımları ve yeni nesil tedarik zincirleri artık ticaretin ayrılmaz parçaları. Mevcut yapı bu alanların tümünü kapsamıyor. AB'nin üçüncü ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarının yarattığı asimetri de Türkiye'nin aleyhine işliyor. Dün Brüksel'deki zirvede konuşan iş dünyası liderleri ve hükümet yetkililerinin istisnasız hepsi de Gümrük Birliği'nin modernize edilmesi gerektiğini kabul eden ediyorlardı.
Adil çerçeve şart
DEİK Başkanı Nail Olpak'ın zirve öncesinde vurguladığı gibi, artık mevcut ilişkiyi korumakla yetinemeyiz. Türkiye ve Avrupa'nın küresel rekabet gücünü birlikte artıracak somut adımlar gerekiyor. Mehmet Ali Yalçındağ'ın dikkat çektiği üretim, enerji, teknoloji ve güvenlik bağlantıları da bu ortaklığın yalnızca ticaretten ibaret olmadığını gösteriyor.

14