Enerji alarmı

1973 petrol krizinin ardından kurulan Uluslararası Enerji Ajansı, bugün küresel enerji güvenliği konusunda dünyanın en etkili kurumlarından biri kabul ediliyor. Kurumun başkanı Fatih Birol'un geçen hafta CNBC-e muhabiri Emre Eser'e yaptığı açıklamalar ise yalnızca enerji piyasaları için değil, dünya ekonomisi açısından da ciddi bir alarm niteliği taşıyor. Ve elbette bizim için de...

Birol, İran savaşı sonrası petrol fiyatlarında başlayan sert artışın artık geçici bir dalgalanma olmaktan çıkıp küresel enflasyonu besleyen yapısal bir tehdide dönüştüğüne dikkat çekiyordu. Bu uyarıyı son zamanlarda daha sık duyar olduk. Birol'un "artık vazo kırıldı" sözleri de enerji piyasasında kırılganlığın kalıcı hale geldiğine işaret ediyor.

Bu yalnızca enerji maliyetlerinin artması anlamına gelmiyor, aynı zamanda küresel ekonominin tüm maliyet yapısının bozulması anlamına da geliyor. Çünkü petrol fiyatı yükseldiğinde şok yalnızca akaryakıt fiyatları ile sınırlı kalmıyor. Ulaştırma, sanayi, lojistik ve tarım maliyetleri de yükseliyor. Birol'un gübre fiyatlarına yaptığı vurgu da bu nedenle önemli. Enerji maliyetlerindeki artış, gıda enflasyonunu da tetikleyebiliyor.

Aslında Fatih Birol dört yıl önce de benzer bir uyarıda bulunmuştu. Yükselen petrol ve gıda fiyatlarının küresel toparlanmayı riske attığını ve dünyayı adım adım resesyona sürükleyebileceğini söylemişti. Bugün İran kaynaklı gerilimle birlikte o zaman gerçekleşmeyen bu senaryonun şu anda yeniden gündeme geldiği görülüyor. Dünya ekonomisi yeni bir stagflasyon riskine, yani düşük büyüme ve yüksek enflasyon dönemine yaklaşıyor olabilir.

Hassas tablo

Bu tablo Türkiye açısından daha hassas. Çünkü Türkiye enerji ithalatına yüksek derecede bağımlı bir ekonomi. Petrol fiyatlarındaki her kalıcı artış, doğrudan cari açığı, üretim maliyetlerini ve enflasyonu yukarı itiyor. Nitekim bu hesaplamaları yapan Merkez Bankası da geçen hafta açıkladığı Enflasyon Raporu'nda 2026 yılı petrol fiyatı varsayımını 60 dolardan 89 dolara yükseltti. Buna bağlı olarak enflasyon hedeflerinde de, enflasyon tahminlerinde de yukarı yönlü revizyona gidildi. Üstelik bu revizyonlar sekizer puan gibi oldukça dikkat çekici bir düzeyde gerçekleşti.

Bu sert revizyon, dezenflasyon programının karşı karşıya olduğu dış risklerin büyüdüğünü gösteriyor. Çünkü mevcut program büyük ölçüde iç talebi soğutmaya ve beklentileri kontrol altında tutmaya dayanıyor. Ancak petrol gibi dış kaynaklı maliyet şokları, para politikasının etkisini sınırlayabiliyor. Merkez Bankası sıkı duruşunu korusa bile enerji maliyetlerindeki artış fiyatlar üzerinde yeniden yukarı yönlü baskı oluşturabiliyor.